Tutkunun Anatomisi: Neden Bağlanırız?

Bağlanmak romantik bir refleks değil, ilkel bir ihtiyaçtır. İnsan, önce hayatta kalmak için bağlandı; sonra buna anlamlar yükledi. Bugün “aşk” dediğimiz şeyin köklerinde hâlâ o eski korku var: Yalnız kalırsam yok olurum.

Tutku genellikle özgürlükle karıştırılır. Oysa tutku, çoğu zaman kontrol edemediğimiz bir yönelimdir. Birine çekilmemizin nedeni onun kim olduğu değil; bizde neyi tetiklediğidir. Eksik, bastırılmış, yarım kalmış ne varsa… Tutku oraya dokunur. Ve dokunduğu anda bağlanma başlar.

Bağlanma, sevgiyle değil tanıdıklıkla güçlenir. Çocuklukta öğrendiğimiz ilişki biçimleri, yetişkinlikte “çekim” diye karşımıza çıkar. Bizi yaralayan şeyler bile tanıdıksa, güvenli gelir. Bu yüzden insanlar bazen kendilerine iyi gelmeyen ilişkilerden kopamaz. Çünkü zihin şunu söyler: “Bu acıyı biliyorum.” Bilinen acı, bilinmeyen huzurdan daha az korkutucudur.

Tutku aynı zamanda bir aynadır. Karşımızdakini değil, kendimizin ulaşamadığı bir versiyonunu severiz. Cesaret, güç, özgürlük, şefkat… Bizde eksik olan neyse, onu onda görürüz. Bu yüzden tutku çoğu zaman gerçek kişiye değil, yüklediğimiz anlama yöneliktir. Anlam çöktüğünde, tutku da çöker.

Bağlanmanın kimyası da acımasızdır. Dopamin, oksitosin, serotonin… Zihin ödül sistemine girer. Karşı taraf bir “kaynak” hâline gelir. Mesaj, ses, dokunuş… Hepsi küçük dozlar hâlinde tatmin sağlar. Bu noktadan sonra bağlanma, romantik olmaktan çıkar; alışkanlığa dönüşür. Alışkanlık bozulduğunda ise yoksunluk başlar.

En sert gerçek şu: İnsan çoğu zaman başkasına değil, kendini tamamlayacağına inandığı ihtimale bağlanır. Bu ihtimal sarsıldığında, ilişki değil; hayal yıkılır. Ve acı buradan gelir.

Tutkunun anatomisini anlamak, ondan kaçmak demek değildir. Ama şunu netleştirir: Her bağ sevgi değildir. Her tutku derinlik değildir. Bazıları sadece eski yaraların yeni kılıfıdır.

Bağlanırız çünkü insanız. Ama neden bağlandığımızı bilmediğimiz sürece, aynı döngüyü farklı yüzlerle tekrarlarız. Gerçek özgürlük, bağlanmamaktan değil; bilinçli bağlanmaktan geçer.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir