Belleğin Gölgesi: Anılar Neden Yanıltır?

İnsan hafızası bir arşiv değildir. Daha çok, her açıldığında yeniden yazılan bir taslaktır. Anılar sandığımız kadar sabit, güvenilir ve tarafsız değil. Hatırladığımız şey çoğu zaman olan biten değil; olmasını istediğimiz, katlanabildiğimiz ya da kendimize yakıştırdığımız versiyondur.

Bellek gerçeği saklamaz, anlam üretir. O anki duygular, korkular ve beklentiler hatıranın içine sızar. Aynı olayı yaşayan iki insanın bambaşka şeyler hatırlaması bu yüzden tesadüf değildir. Hafıza, kamera gibi çalışmaz; editör gibidir. Kırpar, vurgular, siler, ekler.

Zaman geçtikçe anılar bozulmaz; yeniden şekillenir. Her hatırlayış, anının orijinaline değil, en son hatırlanan hâline temas eder. Yani biz geçmişi değil, geçmişin defalarca anlatılmış bir kopyasını taşırız. Bu da hafızayı gerçeğin değil, tekrarın alanı yapar.

En büyük yanılgı şurada başlar: Anılarla kimlik inşa ederiz. “Ben böyle biriyim” dediğimizde, seçilmiş hatıralara dayanırız. Oysa unutulanlar da en az hatırlananlar kadar belirleyicidir. Bellek sadece ne olduğumuzu değil, neyi görmezden geldiğimizi de anlatır.

Travma, belleğin en sert editörüdür. Acı veren detayları silmez; onları başka bir forma sokar. Bazen küçültür, bazen büyütür, bazen tamamen yer değiştirir. Bu yüzden bazı anılar net değil ama ağırdır; bazıları ise detaylıdır ama duygusuz. Hafıza, bizi korumak için gerçeği eğip büker.

Nostalji ise belleğin en tehlikeli tuzağıdır. Geçmişi olduğundan daha saf, daha güzel, daha anlamlı gösterir. Çünkü bugünün yükü ağırlaştıkça, geçmiş bir kaçış alanına dönüşür. Oysa hatırlanan o “güzel zamanlar”, çoğu zaman yaşanırken o kadar da güzel değildi.

Anılar neden yanıltır?
Çünkü hafıza hakikati değil, hayatta kalmayı önemser. Dengeyi, tutarlılığı ve kimlik bütünlüğünü korumaya çalışır. Gerçek bunun önünde engelse, gerçek feda edilir.

Bu yüzden belleğe körü körüne güvenmek tehlikelidir. Hatırlamak kutsal bir eylem değil; sorgulanması gereken bir süreçtir. Bazen özgürleşmek için daha fazla hatırlamak değil, hatırladıklarımızın doğruluğunu sorgulamak gerekir.

Çünkü insan, sadece yaşadıklarıyla değil; onları nasıl hatırladığıyla şekillenir. Ve bazen en büyük gölge, belleğin kendisidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir