SANAT

Bir Sesin Yankıya Mahkum Olduğu Hikaye, Bölüm 2

Echo’nun yankısı ile Narcissus’un yansıması, yalnızca bir mitin içinde kalmış iki karakter değildir. Onlar, insanın kendi içinde taşıdığı iki uç hâlin simgesidir. Biri kendini ifade edememenin, diğeri ise kendinden başka hiçbir şeyi görememenin trajedisidir.

Bugünün dünyasında Echo hâlâ yaşıyor. Belki bir kalabalığın içinde kendi cümlelerini kuramayan birinde, belki sürekli başkalarının düşüncelerini tekrar eden bir zihinde… Kendi sesini kaybetmek, sadece konuşamamak değildir; anlaşılmamak korkusuyla susmayı seçmek, zamanla insanın içindeki en gerçek parçayı susturur. Echo’nun laneti, aslında dışarıdan gelen bir ceza değil; insanın kendi varlığını geri plana itmesiyle büyüyen bir boşluktur.

Narcissus ise aynalarda çoğalmaya devam eder. Sosyal medyada, kusursuz görünme arzusunda, sürekli kendini onaylama ihtiyacında… Kendi yansımasına hayran kalmak, ilk bakışta zararsız bir hayranlık gibi görünür. Ancak bu hayranlık, başkalarının varlığını silmeye başladığında bir yalnızlık biçimine dönüşür. Narcissus’un trajedisi, kendini sevmesi değil; kendinden başka hiçbir şeyi sevememesidir. 

Bu iki hikâye, aslında aynı sorunun iki farklı cevabıdır: İnsan, kendisiyle nasıl ilişki kurmalı?

Kendini tamamen susturmak da, yalnızca kendine odaklanmak da insanı eksiltir. Echo’nun kayboluşu, ifade edilemeyen duyguların çürümesidir. Narcissus’un yok oluşu ise tek yönlü bir sevginin boğuculuğudur. Sağlıklı olan, insanın hem kendi sesini duyabilmesi hem de başkalarının sesine yer açabilmesidir.

Belki de bu yüzden, bu mit hâlâ anlatılır. Çünkü her insan, hayatının bir döneminde ya Echo olur ya Narcissus. Ya kendini anlatamaz ya da başkalarını duyamaz.

Asıl mesele, bu iki uç arasında bir denge kurabilmektir.

Kendi sesini kaybetmeden sevebilmek…
Kendini severken başkalarını da görebilmek…

İşte insan olmanın en kırılgan, en zor ve belki de en değerli noktası tam olarak burasıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir