İnsanların duygularının birbirini etkilediği fikri uzun yıllardır psikolojinin dikkat çeken konularından biridir. Özellikle son dönem araştırmalar, depresyonun yalnızca bireysel bir ruhsal durum olmadığını; sosyal çevre, empati ve kişiler arası etkileşimler aracılığıyla yayılabilen bir yapıya sahip olabileceğini öne sürmektedir. “Bulaşıcı depresyon” kavramı da tam olarak bu noktada ortaya çıkmaktadır.
Bilim insanlarına göre insanlar, farkında olmadan çevrelerindeki kişilerin mimiklerini, ses tonlarını, beden dilini ve hatta duygu durumlarını otomatik olarak taklit etme eğilimindedir. Bu süreç “otomatik taklit” olarak adlandırılır. Özellikle yakın ilişkilerde insanlar birbirlerinin ruh hâline zamanla uyum sağlayabilmektedir. Sürekli karamsar, umutsuz veya depresif bir kişiyle yoğun vakit geçirmek, diğer bireyin de benzer düşünce ve duygular geliştirmesine neden olabilmektedir.
Ayna Nöronlar
Bu durumun nörobiyolojik açıklamalarından biri “ayna nöron sistemi” teorisidir. Ayna nöronlar, kişinin bir davranışı hem kendisi yaptığında hem de başka birini yaparken izlediğinde aktive olan sinir hücreleri olarak tanımlanmaktadır. Araştırmacılar, bu sistemin empati kurma, sosyal öğrenme ve duygusal senkronizasyon süreçlerinde önemli rol oynayabileceğini düşünmektedir. Özellikle yüz ifadeleri ve beden dili üzerinden gerçekleşen bilinçsiz taklitlerin, insanların birbirlerinin duygularını içselleştirmesine katkıda bulunduğu belirtilmektedir.
Depresyonun sosyal çevrede yayılabilmesi özellikle yakın ilişkilerde daha belirgin görülmektedir. Partnerler, aile bireyleri veya yakın arkadaş grupları arasında duygu durumlarının birbirini etkilediği birçok araştırmada gözlemlenmiştir. Sürekli olumsuz düşüncelere maruz kalmak, stresli iletişim biçimleri ve düşük enerjili sosyal ortamlar kişinin psikolojik dayanıklılığını azaltabilmektedir. Bununla birlikte uzmanlar, bu etkinin “kesin ve kaçınılmaz” bir bulaşma anlamına gelmediğini vurgulamaktadır. Sosyal destek, sağlıklı iletişim, bireysel farkındalık ve psikolojik dayanıklılık gibi faktörler koruyucu rol oynayabilmektedir.
Bazı araştırmalar ise yüksek empati düzeyine sahip bireylerin başkalarının duygularından daha fazla etkilenebileceğini göstermektedir. Özellikle yoğun duygusal bağ kuran kişilerde karşı tarafın stres, kaygı veya depresif düşüncelerinin zamanla benzer ruh hâllerine yol açabileceği düşünülmektedir. Bu nedenle psikologlar, ruh sağlığının sosyal çevreden bağımsız değerlendirilemeyeceğini ifade etmektedir.
Bulaşıcı Depresyon
“Bulaşıcı depresyon” kavramı, insanların birbirlerinin duygularını yalnızca anlamadığını; bazen farkında olmadan paylaşabildiğini göstermektedir. İnsan beyni sosyal bağlar kurmaya programlıdır ve bu bağlar hem olumlu hem de olumsuz duyguların yayılmasına aracılık edebilmektedir. Ancak aynı mekanizma sayesinde destekleyici ilişkiler, umut veren sosyal çevreler ve sağlıklı iletişim biçimleri de iyileşme sürecinde güçlü bir etki yaratabilmektedir.
Kaynak: Paz, L. V., Viola, T. W., Milanesi, B. B., Sulzbach, J. H., Mestriner, R. G., Wieck, A., & Xavier, L. L. (2022). Contagious depression: Automatic mimicry and the mirror neuron system – A review. Neuroscience & Biobehavioral Reviews (Science Direct), 133, https://doi.org/10.1016/j.neubiorev.2021.12.025
