Uyku halinde hepimiz rüya görürüz ancak bazılarımız gördüğü rüyayı hatırlamaz, bazılarımız ise gördüğü rüyayı hatırlar. Uyanmaya yakın görülen rüyalar genellikle hatırlanır. Rüyalar bilinçaltına attığımız, bastırdığımız olay ve duygularımızın yansıması olabileceği gibi bize çeşitli mesajlarda veriyor olabilir. Birçoğumuz gördüğümüz rüyalara anlam yükleyerek rüya tabirlerinde bulunuruz. Uyanır uyanmaz gördüğümüz rüyayı not etmek unutulmasını engeller. Rüya sırasında ne hissettiğiniz (korku, sevinç, şaşkınlık), sembollerden daha önemlidir. Rüyanın en iyi yorumcusunun kendiniz olduğu unutulmamalı sembollerin sizin için ne ifade ettiğine odaklanmanız gerekmektedir. Güzel rüyalar sadece sevilen, dost kimselere anlatılmalı; kötü rüyalar ise kimseye anlatılmamalı diye bir inanış hakimdir. Rüyanızı daha iyi analiz etmek için rüyanızda en yoğun hissettiğiniz duygu neydi, gördüğünüz en belirgin sembol veya kişi kimdi ve rüya sırasında ne yapıyordunuz gibi sorulara cevap aranmalıdır.
Uyku aynı zamanda yarı ölüm halidir. Uyurken ruh bedenden ayrılarak seyahat edebilir. Bu durumda yaşananlar rüya olarak hatırlanır. Uyku, bilincin kapandığı, dünyadan kopulduğu ve savunmasız kalındığı bir süreç olduğu için mecazi anlamda “ölümün provası” veya “küçük ölüm” (yarı ölüm) olarak adlandırılır. İslam inancında da uyku, Zümer Suresi 42. ayet bağlamında ruhun geçici olarak bedenden ayrılması veya kısıtlanması (kabz) olarak yorumlanarak “yarı ölüm” veya “ölümün kardeşi” olarak nitelendirilir. Uykuda ruhun bedenden ayrılıp ayrılmadığı konusu, dini/tasavvufi tefsirler ile metafizik görüşler arasında farklılıklar gösteren, ancak yaygın dini görüşte geçici bir bağ kopması veya “küçük ölüm” olarak nitelendirilen bir durumdur. Bu durumda yaşanan olaylar, karşılaşılan durumlar, o esnada gördüklerimiz, his ve duygularımız rüya olarak tanımlanır.
Peygamber”i (sav) şöyle buyururken işittiği nakledilmiştir: “Sizden biri hoşlandığı bir rüya görürse, (bilsin ki) bu, Allah”tandır. O kişi bu rüyadan dolayı Allah”a hamdetsin ve onu anlatsın.
