// AYTAR DERGİ

RAMBO

Bana göre hayatın içinden anlamlı yazıları kaleme almak iyi bir dinleyici ve iyi bir gözlemci olarak olaylara şahit olmaktan geçiyor. Yaşanmış olayları kaleme alarak okuyucuya aktardığınız zaman daha güçlü dönüş ve olumlu tepkiler alıyorsunuz.

RAMBO

Yıl 1995, aylardan Ağustos… Halalarım ve eniştem ile birlikte Balıkesir/Ayvalık/Sarımsaklı’da tatildeyiz. Benim için unutulmaz anılar biriktirdiğim güzel bir yaz tatili olmuştu. Deniz, kum, güneş üçlüsünün yanı sıra sevdiğiniz insanlarla birlikte eğlenceli vakit geçirmek ve her anı dolu dolu yaşamak paha biçilmez.

Bugün bir değişiklik yapıp her zamanki gibi hep beraber denize gidip akşama kadar deniz kenarında vakit geçirdik. Akşam konakladığımız yere döndük. Hazırlanıp akşam yemeğine geçecekken eniştemin telefonu geldi. Eniştemin askerlik arkadaşı Ejder arıyordu. Eniştem, arkadaşı Ejder ile telefonla 5-10 dakika sohbet ettikten sonra kapattı ve bize dönerek Ejder’in İzmir’den bu gece ziyarete geleceğini söyledi.

Ejder gece 11 gibi geldi. Ben, eniştem ve askerlik arkadaşı Ejder birlikte çay bahçesine geçtik. Çaylar, kahveler eşliğinde özlem giderildi, sohbetler edildi. Askerlik yapanlar için askerlik anıları çok kıymetlidir ve anlat anlat bitmez. Eniştemler de askerlik anılarına girdiler ve oradan çıkamadılar.

Anlattıkça anlattılar…

Askerliklerini komando olarak yapmışlar. Acemi eğitimlerini tamamladıktan sonra Tim’e seçilmişler ve İzmir Foça’da tim eğitimi almışlar. time seçilmeleri ile birlikte bütün hikaye başlıyor.

TİM’E SEÇİLME

Acemi eğitimlerinin bitimine az bir süre kala birliklerine uzun boylu, yapılı, tam teçhizat, resmen Rambo gibi giyinmiş bir asker gelmiş. Bu askerin görevi Tim’e asker seçimi yaptırmakmış. Birliğin yemekhanesinde askerler toplanır, onlarla konuşma yapar ve ikna etmek için vaatlerde bulunurmuş.

ve vaatler…

RAMBO

Bu vaatleri okuyan askerler Tim’e seçilmek için ellerini kaldırır ve gönüllü olanlar arasında seçim yapılarak İzmir Foça’ya Tim eğitimine gönderilir. Eniştem, Ejder, Şinasi, Abdullah ve diğerleri eğitimlerini tamamlayarak görev yapacakları yer olan Van’a birliklerine giderler.

Bu asker seçimi döngü halinde dönemsel olarak yapılır. Eniştem ve arkadaşlarının Tim’e seçildiği gibi Ejder de kendilerinden sonra gelecek Tim’de görev yapacak asker seçimini yapmak üzere adet haline gelen Rambo gibi giyinmiş şekilde asker seçimini yapmaya gider. Ejder zamanında kendilerine söylenen vaatleri sıralayarak asker seçimini yapar.

Eniştem ile arkadaşları bir gün uzun süreli çıktıkları görevden dönerler. Yorgun bitkin halde olmalarının yanında sakalları da uzamıştır. Ejder’in seçtiği askerlerden bazıları da onların görev yaptığı birliğe düşmüştür. Akşam yemeği için yemekhanede toplanılmış ve yemek eşliğinde sohbetler edilmektedir. Yeni gelenlerin içlerinden bir tanesi Tim’e seçiliş hikayesini anlatmaktadır.

Asker:

– Acemi birliğimize uzun boylu, iri yapılı, tam teçhizat giyinmiş Rambo gibi biri geldi. Bize bu boş vaatleri sayarak kandırdı bizi şerefsiz!

O esnada kulak misafiri olan Ejder gülümseyerek askerin omzuna dokunur:

– O şerefsiz bana benziyor muydu? diye sorar.

Asker:

– Yok abi, ne sana benzemesi? İki metre boyu vardı, Rambo gibiydi o şerefsiz. diye cevap verir.

Ejder:

– Ha, işte o şerefsiz bendim. diye karşılık verir.

Asker bu cevabı alınca ne diyeceğini bilemez, donup kalır.

Ferhat R. KİBAROĞLU

// AYTAR DERGİ

LOPÇU

  Lopçu - F. R. KİBAROĞLU

  Memleketinde köyünde yaşayan Mehmet adında bir genç varmış. Mehmet hayatını orada sürdürür, ailesi ile birlikte bağıyla, bahçesiyle ve hayvanlarıyla ilgilenirmiş. Bunun dışında bir mesleği olmayıp boş gezermiş.

    Mehmet büyümüş, yetişmiş ve askerlik çağına gelmiş. Askere gideceği gün gelmiş, çatmış ve ilk defa bu sayede köyünden dışarı çıkmış. Bu zamana kadar köyünden başka hiçbir yeri görmeyen Mehmet heybesini hazırlamış, ana-babasıyla helalleşip yollara düşmüş. Askerlik yapacağı şehrin kışlasına ulaşmış ve görevini yapmaya gelen bütün gençler nizamiyede toplanmışlar.

    Komutan nizamiyede toplanan acemi askerlerin mesleklerine göre ayrılmasını istemiş, elektrikçiler bir tarafa, tesisatçılar bir tarafa, boyacılar bir tarafa, fırıncılar bir tarafa ve aşçılar bir tarafa derken bütün askerler mesleklerine göre aynı işi yapanlar ile birlikte gruplara ayrılmışlar, Mehmet tek başına kalmış.

    Komutan tarafından herkese teker teker görev tazmini yapılmış ve sıra Mehmet’e gelmiş.

Komutan – Senin ne asker?

Mehmet –  Mehmet komutanım.

Komutan – Herkes mesleğine göre ayrıldı. Bir tek sen kaldın. Senin mesleğin nedir evladım?

Mehmet –  Komutanım ben lopçuyum.

Komutan – Lopçu musun?

Mehmet –  Evet komutanım, sivil yaşantımda lopçuluk yapıyorum.

    Komutan lopçuluğun ne olduğunu bilmez. Bilmediğini açık etmemek için de Mehmet’e lopçuluk nedir diye sormaz. Lopçuluk hazır yiyici, beleşçi demektir. Mehmet askerliği boyunca hiçbir iş yapamaz. Askerliğini bedavadan yiyip içip ortalıklarda gezinerek bitirir.

    Zaman çabuk geçiyor tabii. Üç gün, beş gün derken; günler günleri takip ederken Mehmet askerliğin sonuna gelmiştir ama komutan lopçuluğun ne olduğunu öğrenememiş ve içi içini yemektedir.

  Komutan dayanamaz ve Mehmet tezkeresini almadan önce onu bir gün odasına çağırır. Çünkü komutanın lopçuluğun ne olduğunu öğrenmesi için Mehmet’e sormaktan başka şansı yoktur. Mehmet komutanın odasına gelir ve komutan ona sorar.

Komutan – Söyle bakalım, lopçuluk nedir? Askere geldiğin ilk gün lopçuyum dedin, lopçu aşağı lopçu yukarı askerliği bitirdin.

Mehmet – Komutanım size lopçuluğun ne olduğunu anlatırım ancak bir göl kenarına gidip piknik yapmaları gerekmektedir.

    Komutan bu duruma sinirlenir ve Mehmet’e sert çıkar. Aklına binbir çeşit şey gelmiştir ama lopçuluğun ne olduğunu da öğrenmek istemektedir.

    Komutan piknik hazırlıklarını yaptırır ve bir göl kenarına giderler. Mehmet göl kenarında çakıl taşlarını toplayıp önüne yığar. Bu taşları teker teker göle atmaya başlar. Bir taşı göle atar, lop diye ses gelir. Bir daha taş atar, yine lop diye ses gelir. 

Komutan – Napıyorsun?

Mehmet – Komutanım benim sivil hayatta bir işim yok, göl kenarına gidiyorum. Akşama kadar göle taş atıyorum.

    Hepimizin etrafında hiçbir iş yapmayıp bir şeye faydasını dokunmayan boş beleş, bedavadan yiyip içen insanlar vardır. Bu hayatta her insanın bir meşgalesi, uğraşı, işi olmalı. Çevresindekilere faydalı olmanın yanı sıra insanın ilk önce kendisine faydası dokunmalıdır.

Ferhat R. KİBAROĞLU