Bazen bizi yanıltan şey dış dünya değil, kendi zihnimizdir. Bir bakışı yanlış yorumlayabilir, geçmişte yaşadığımız bir olayı yıllar sonra farklı hatırlayabilir ya da henüz gerçekleşmemiş bir ihtimal üzerine uzun uzun düşünebiliriz.
Beynimiz bize karşı değildir. Çevremizden gelen bilgileri hızlı biçimde değerlendirmemize ve belirsizliklerle başa çıkmamıza yardımcı olan karmaşık bir sistemdir. Ancak bu süreçte kullandığımız bazı zihinsel eğilimler, olayları olduğundan farklı algılamamıza neden olabilir.
İşte günlük hayatımızda sıkça karşılaşabileceğimiz yedi tanesi.
- Olumsuzu Daha Fazla Fark Etmek
Gün içinde birçok olumlu şey yaşarken tek bir kötü olayın zihnimizi uzun süre meşgul etmesi tanıdık bir durumdur.
Psikoloji araştırmalarında, insanların bazı koşullarda olumsuz bilgileri olumlu bilgilere kıyasla daha fazla dikkate alabildiğini gösteren bulgular bulunuyor. Bu eğilim olumsuzluk yanlılığı olarak adlandırılıyor.
Bunun günlük hayattaki karşılığı oldukça basit olabilir: Birinin söylediği birçok güzel sözden ziyade, tek bir kırıcı cümleyi hatırlamak.
Bu durum herkes için ve her koşulda aynı şekilde ortaya çıkmaz. Yine de olumsuz olayların zihinsel süreçlerimiz üzerinde zaman zaman daha güçlü bir etki yaratabildiğini bilmek, kendi tepkilerimizi anlamamıza yardımcı olabilir.
- Başkalarının Zihnini Okuduğumuzu Sanmak
“Kesin bana kızdı.”
“Benden hoşlanmadığını düşünüyor.”
“Mesajıma geç cevap verdiğine göre konuşmak istemiyor.”
Bunların hiçbiri doğrudan bildiğimiz gerçekler olmayabilir. Çoğu zaman elimizdeki sınırlı bilgiden bir sonuç çıkarırız.
Psikolojide zihin okuma olarak tanımlanan bu düşünce biçiminde kişi, başka insanların ne düşündüğünü yeterli kanıt olmadan bildiğini varsayabilir. Özellikle kaygı veya güvensizlik gibi durumlarda bu tür yorumlar daha belirgin hale gelebilir.
Oysa aynı davranışın birden fazla açıklaması olabilir.
Birinin sessiz kalması kızgın olduğu anlamına gelebileceği gibi yorgun, meşgul veya başka bir sorunla ilgileniyor olması da mümkündür.
Bu nedenle bir düşüncenin zihnimizde belirmesi, onun doğru olduğu anlamına gelmez.
- Hafızanın Bir Kayıt Cihazı Olmaması
Hafızamızı çoğu zaman yaşananları eksiksiz kaydeden bir sistem gibi düşünürüz. Araştırmalar ise hatırlamanın bundan daha karmaşık olduğunu gösteriyor.
Anılar zaman içinde değişebilir; bazı ayrıntılar unutulabilir, bazıları farklı biçimde hatırlanabilir. Mevcut bilgilerimiz ve içinde bulunduğumuz ruh hâli de hatırlama biçimimizi etkileyebilir.
Bu nedenle yıllar önce yaşadığımız bir olayı bugün hatırladığımız şekliyle, olayın birebir kaydı olarak kabul etmek her zaman doğru olmayabilir.
Bu, hatırladığımız her şeyin yanlış olduğu anlamına gelmez. Sadece hafızanın kusursuz bir kayıt sistemi olmadığını gösterir.
Bazen geçmiş değişmemiştir; geçmişi hatırlama biçimimiz değişmiştir.
- Herkesin Bizi İzlediğini Düşünmek
Toplum içinde yaptığımız küçük bir hata bize olduğundan çok daha büyük görünebilir.
Yanlış bir kelime söylemek, kıyafetimizde fark ettiğimiz küçük bir sorun veya yaptığımız sakarlık sonrasında “Herkes bunu fark etti” diye düşünebiliriz.
Bu eğilim psikolojide spot ışığı etkisi olarak inceleniyor. Araştırmalar, insanların kendi davranışlarının veya görünümlerinin başkalarının dikkatinde olduğundan daha fazla yer kapladığını tahmin edebildiğini gösteriyor.
Elbette insanlar birbirlerini fark eder. Ancak bizim için oldukça önemli olan bir anın, başkaları için aynı ölçüde önemli olması gerekmiyor.
Kendi hayatımızın merkezinde olduğumuz için, başkalarının da bizi aynı ölçüde izlediğini varsayabiliyoruz.
- Kendi Fikrimizi Destekleyen Kanıtları Seçmek
Bir insan hakkında “güvenilmez” şeklinde bir düşünce geliştirdiğimizde, onun yaptığı küçük bir hata bu fikrimizi destekleyen önemli bir kanıt gibi görünebilir. Aynı kişinin olumlu davranışları ise daha az dikkatimizi çekebilir.
Bu durum doğrulama yanlılığı kavramıyla açıklanabilir.
Araştırmalar, insanların mevcut inançlarını destekleyen bilgileri arama, yorumlama veya hatırlama eğilimi gösterebildiğini ortaya koyuyor. Ancak bu eğilimin düzeyi kişiye ve koşula göre değişebilir.
Bu nedenle zaman zaman gerçeği değerlendirmekten çok, zaten düşündüğümüz şeyi destekleyen parçaları toplamamız mümkün.
- “Ya Olursa?” Tuzağı
“Ya başarısız olursam?”
“Ya kötü bir şey olursa?”
“Ya yanlış karar verdiysem?”
Gelecekle ilgili belirsizlikler zihnimizde çeşitli senaryoların oluşmasına yol açabilir. Özellikle kaygılı düşüncelerde, henüz gerçekleşmemiş olumsuz ihtimaller üzerinde tekrar tekrar düşünmek görülebilir.
Böyle durumlarda düşünce yalnızca zihinsel bir süreç olarak kalmayabilir. Kaygıyla birlikte kalp atışında hızlanma, kaslarda gerilme veya uyku sorunları gibi fiziksel belirtiler de ortaya çıkabilir.
Ancak gelecekle ilgili her endişe bir problem değildir. Belirli ölçüde endişe, hazırlık yapmamıza veya riskleri değerlendirmemize yardımcı olabilir.
Sorun, ihtimalleri değerlendirmek ile henüz gerçekleşmemiş bir olayın içinde sürekli yaşamaya başlamak arasındaki sınırın kaybolmasıyla ortaya çıkabilir.
- Tanıdık Olanı Daha Güvenli Hissetmek
Bazen bize iyi gelmediğini bildiğimiz bir alışkanlığı veya düzeni değiştirmekte zorlanırız.
Bunun nedenlerinden biri, tanıdık durumların belirsizliği azaltması olabilir. İnsan davranışlarında alışkanlıkların önemli bir rol oynadığı biliniyor. Yeni bir davranış veya düzen ise başlangıçta daha fazla bilişsel çaba ve uyum gerektirebilir.
Bu nedenle bir şeyin tanıdık olması, onun mutlaka iyi olduğu anlamına gelmez. Sadece daha öngörülebilir veya alışılmış olduğu için daha kolay tercih edilebilir.
Bazen “Neden hâlâ bunu yapıyorum?” sorusunun cevabı, gerçekten istememizden çok, davranışın alışkanlığa dönüşmüş olması olabilir.
Zihnimizin Her Söylediğine İnanmak Zorunda Değiliz
Beynimizin yaptığı bu yorumlar ve zihinsel eğilimler insan düşüncesinin doğal parçalarıdır. Bunları tamamen ortadan kaldırmak gerçekçi bir hedef olmayabilir.
Daha kullanışlı olan, onları fark etmeyi öğrenmektir.
Bir düşünce ortaya çıktığında kendimize birkaç soru sorabiliriz:
“Bunun kanıtı ne?”
“Başka bir açıklama mümkün mü?”
“Şu anda yaşanan şeyi mi değerlendiriyorum, yoksa ona kendi yorumumu mu ekliyorum?”
“Bu bir gerçek mi, yoksa zihnimde oluşan bir ihtimal mi?”
Bu sorular düşüncelerimizi yok etmez. Ancak düşünceyle gerçek arasına küçük bir mesafe koymamıza yardımcı olabilir.
Çünkü zihnimizin bize sunduğu her düşünce doğru olmak zorunda değildir.
Bazen yapılabilecek en önemli şey, düşüncelerimizi susturmak değil; onları biraz daha dikkatli dinlemeyi öğrenmektir.
Bir Yorum Bırakın