// AYTAR DERGİ

Modern Çağda İçsel Kökler ve Denge

Bugünün dünyası, durmaksızın akan bir veri seli, hızla tüketilen anlar ve insanı kuşatan yapay bir kalabalık üzerine kurulu. Sabah uyanır uyanmaz ekrana düşen bildirimler, sokaklardaki siren sesleri, binaların beton yüzeylerinden yansıyan bitmek bilmez bir tempo… Modern insan, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar kalabalıklar içinde ama bir o kadar da yalnız.

Peki, bu dijital ve fiziksel gürültünün orta yerinde ruhumuz nereye saklanıyor?

Türk’ün göçebe felsefesinde ve kadim inanışlarında durmak, bir eksiklik değil; bilakis yönü bulmak için bir zorunluluktur. Gökyüzüne baktığında sonsuz bir mavilik (Tengri), ayağını bastığı topraksa sarsılmaz bir kararlılık görürdü atalarımız. Onlar için yaşam; aşırılıklardan kaçınmak, doğanın döngüsüyle uyum içinde nefes almak ve ölçüyü korumaktı.

Bugün modern şehir insanının en çok unuttuğu şey bu “ölçü” ve “denge” kavramı. Her şeyi hızla tüketiyor, her şeye aynı anda yetişmeye çalışırken aslında en çok kendimizden uzaklaşıyoruz. Zihnimiz sürekli bir geleceğe koşturma hâlinde ya da geçmişin pişmanlıklarıyla meşgul. Oysa şimdiki an, yani nefes aldığımız bu saniye, var olabildiğimiz tek gerçek yer.

Dijital dünyada piksellerle kurduğumuz köprüler hayatımızı kolaylaştırıyor gibi görünse de, bazen bizi kendi özümüzden koparan birer maskeye dönüşebiliyor. Oysa siyahın ve beyazın en yalın tonunda, tıpkı bu derginin sayfalarında olduğu gibi, gereksiz her detaydan arınmış bir sadeliğe ihtiyacımız var.

Gözlerini kapatıp birkaç saniye ekranlardan uzaklaştığında ne hissediyorsun? Rüzgârın yapraklara değdiği o hafif hışırtıyı, toprağın yağmurdan sonra yayılan o kadim kokusunu en son ne zaman fark ettin?

// AYTAR DERGİ

NE MUTLU DOLU DOLU YAŞAYABİLENE #ŞİİR

Kimseye çok bağlanmamak lazım, vakti gelince herkes gidecek.
Yanındayken kıymet bilmek lazım, bir gün herkes geldiği yere dönecek.
Gereksiz yere kalp kırmamak lazım, ömür dediğin kısa, öyle gelip geçecek.
Kavgayla geçen zamana yazık, o vakitler geri gelmeyecek.
Parayı baş tacı etmemek lazım, onurun paranla ölçülmeyecek.
Tutumlulukla cimriliği karıştırmamak lazım, dostların yoksa o para kimle yenecek?
Malın mülkün derdine, hayatı kaçırmamak lazım!
Sahip olduklarını götüremezsin yanında, senden sonra başkaları yiyecek.
En azından bir kere deli gibi aşık olmak lazım, yoksa kalp sevmeyi nasıl öğrenecek?
Hiç ağlamadıysan bir gidenin ardından, gözlerin ıslanmayı nereden bilecek?
Güzel anılar biriktirmek lazım, torunların senden ne dinleyecek?
Bol bol resim çektirmek lazım, yoksa o günler nasıl yad edilecek?

İnsan dediğinin acı çekmesi lazım, yoksa düşkünün halini nereden bilecek?
Şöyle okkalı bir tokat patlatmalı hayat suratına; yoksa kim, haddini nasıl bilecek?
Geçirip tırnaklarını yaşama, sımsıkı tutunmak lazım; dertler nasılsa bir gün geçecek.
Önemli olan dik durmayı öğrenmektir çünkü birileri seni itecek.
Mutlaka bir şeye inanmak lazım, kim ruhun boşluğunu doldurabilecek?
İster Tanrı de adına ister fizik ister felsefe; en kötü anında seni o inanç ayakta tutabilecek.
Hepsinden önce insan olduğunu unutmamak lazım!
Bu dünya yalnız senin değil, başkalarının da yaşam hakkı var.
Bitkiymiş, hayvanmış, havaymış, denizmiş
Kucaklamak lazım; gün gelip onlar sana can verecek.
Bir de şu kalp var ya şu kalp, ona sevmeyi öğretmek lazım!
Öğretemezsen eğer, bu evren senin üstüne koca bir çarpı koyup geçecek….

Fatma SAYILIR