Bugünün dünyası, durmaksızın akan bir veri seli, hızla tüketilen anlar ve insanı kuşatan yapay bir kalabalık üzerine kurulu. Sabah uyanır uyanmaz ekrana düşen bildirimler, sokaklardaki siren sesleri, binaların beton yüzeylerinden yansıyan bitmek bilmez bir tempo… Modern insan, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar kalabalıklar içinde ama bir o kadar da yalnız.
Peki, bu dijital ve fiziksel gürültünün orta yerinde ruhumuz nereye saklanıyor?
Türk’ün göçebe felsefesinde ve kadim inanışlarında durmak, bir eksiklik değil; bilakis yönü bulmak için bir zorunluluktur. Gökyüzüne baktığında sonsuz bir mavilik (Tengri), ayağını bastığı topraksa sarsılmaz bir kararlılık görürdü atalarımız. Onlar için yaşam; aşırılıklardan kaçınmak, doğanın döngüsüyle uyum içinde nefes almak ve ölçüyü korumaktı.
Bugün modern şehir insanının en çok unuttuğu şey bu “ölçü” ve “denge” kavramı. Her şeyi hızla tüketiyor, her şeye aynı anda yetişmeye çalışırken aslında en çok kendimizden uzaklaşıyoruz. Zihnimiz sürekli bir geleceğe koşturma hâlinde ya da geçmişin pişmanlıklarıyla meşgul. Oysa şimdiki an, yani nefes aldığımız bu saniye, var olabildiğimiz tek gerçek yer.
Dijital dünyada piksellerle kurduğumuz köprüler hayatımızı kolaylaştırıyor gibi görünse de, bazen bizi kendi özümüzden koparan birer maskeye dönüşebiliyor. Oysa siyahın ve beyazın en yalın tonunda, tıpkı bu derginin sayfalarında olduğu gibi, gereksiz her detaydan arınmış bir sadeliğe ihtiyacımız var.
Gözlerini kapatıp birkaç saniye ekranlardan uzaklaştığında ne hissediyorsun? Rüzgârın yapraklara değdiği o hafif hışırtıyı, toprağın yağmurdan sonra yayılan o kadim kokusunu en son ne zaman fark ettin?
// AYTAR DERGİ
Nazardan Korunma Yolları
“Nazar” kavramı, sadece bir inanış değil; kültürel kodlarımıza işlemiş kolektif bir savunma mekanizmasıdır. Kimimiz evinde üzerlik otu yakarken huzur bulur, kimimiz bebeğinin yakasına iliştirdiği mavi bir boncukla içini ferahlatır. Peki, bugün “negatif enerji” dediğimiz kavramla başa çıkmak için atalarımız hangi sembolik dilleri kullanıyordu? Kurşun dökmenin gizeminden ters giydirilen kıyafetlerin mantığına kadar, Türk kültüründe kötü enerjiyi kapı dışarı eden o ilginç ve köklü uygulamalara yakından bakıyoruz.
Ateş ve Dumanla Arınma: Ateş, Türk kültüründe önemli bir yerde bulunmaktadır. Bu sebeple kötü enerjiyi veya nazarı yok etmek için ateşten geçirme veya dumanla arınma uygulamaları yapılırdı.
Üzerlik Otu Kullanma: Üzerlik tohumu ısıtılarak ya da yakarak çıkan duman evde gezdirilir. Bu uygulamanın evin ve kokusunu duyan kişilerin enerjisinin değiştirdiğine inanılmakla birlikte mutluluk hissiyatının verdiğine de inanılırdı.
Kurşun Döktürme: Kişinin üzerinde uygulanacak şekilde kurşun döktürülürdü.
Ters Kıyafet Giydirme: Çocukların nazardan korunması için tersten kıyafet giydirilirdi.
Yüzü Boyama: Çocuklarda veya gençlerde nazar değmemesi için yüzlerine kara boya sürülürdü.
Hayvan Kafatası Asmak: Evin veya damın kapısına koç, geyik kafatası asılarak o bölgeye nazarın girmesinin engelleneceğine inanılırdı.
Dikkat Çekici Bir Eşya, Demir veya Ayna Taşımak: Hepsinin amacı aynı olmakla birlikte özellikle de mavi renge bürünen demirin mavi göz etkisine karşı koyacağı düşünülürdü.
// AYTAR DERGİ
Dünyadaki Türk Köyleri
Moena Köyü
Rione Turchia adıyla bilinen Türk Bölgesi: Moena Köyü’nde kendilerini “Türk” olarak addeden bir halk yaşıyor. Moena, İtalya’nın kuzeyinde yer alan küçük bir köy. Büyüleyici Dolomitler’in kalbinde yer alan ve Catinaccio, Sassolungo, Monzoni ve Latemar gibi dağlarla çevrili olan bölgede Türk bayrağı dalgalanıyor. İtalya ve Avusturya sınırında yer alan Moena köyü, Alp dağlarının ücra kıyılarında yer alıyor. İtalya’nın Tarento bölgesinde bulunan Moena köyü 323 yıldan fazla bir süredir Türk kültürü ile tanınıyor.
Faymonville
Dağlık, sık ormanların ortasında büyüleyici bir doğaya sahip köyde, son nüfus sayımına göre 925 kişi yaşıyor. Ülkede yerleşik 300 bin kadar Türk’ten hiçbiri bu köyde yaşamıyor. Ancak Faymonville, herkes tarafından “Türk köyü” olarak biliniyor. Köyün her yerinde ay yıldıza ve “Türk” yazısına rastlamak mümkündür. Belçika’daki hiç Türk’ün yaşamadığı Faymonville köyü, yüzyıllardır “Türk” kimliğiyle anılırken hem köy sakinleri hem Avrupa’da yerleşik Türkler için gurur verici ve birleştirici bir anlam taşıyor. Faymonville, Belçika’nın Fransızca konuşulan Valon bölgesinde, Liège iline bağlı Waimes ilçesinin bir köyüdür.
Turkijeweg
Adın Osmanlı Türkleri ile Hollanda arasındaki ilişkilerden geldiği sanılıyor. Bu köye giden yolun adı Hollandaca Türkiye Yolu anlamına gelen Turkijeweg’dir. Kasabanın 20 ila 30 nüfusu var ve tamamı Hollanda vatandaşı. Mezradaki evlerin büyük bir kısmı tatil evi olarak hizmet veriyor. Köydeki herkes Hollandalı olmasına rağmen birçok evin kapısında Türkçe yazan bir tabela var: Ne Mutlu Türküm Diyene (“Ne mutlu Türküm diyene”). Köydeki pek çok tabelada Türkçe: Hoş geldiniz (“Hoş geldiniz”) kelimeleri bulunurken, bazı duvarlarda Osmanlı padişahlarının resimleri de bulunmaktadır.
Algoz
Portekiz’in en güneyinde Cebelitarık Boğazı’na açılan bir sahil köyü olan Algoz’un, 12. yüzyılda Türkler tarafından kuruldu. Halen 3 bin civarında insanın yaşadığı köye dair arkeolojik kalıntılar pek çok gizemi içinde barındırıyor. Portekiz’in en güneyindeki Algoz, 12. yüzyılda buraya yerleşen Oğuz Türkleri tarafından kuruldu. Arapların Türklere “El-Guz” demesinden ötürü köyün ismi bu şekilde tanındı. Yani “el-Guz” yıllar içinde “Algoz” oldu. Bölgeye yerleşen Türklerin hikayesi ise merak uyandırıcı. 1195 yılında Madrid’in güneyinde Kastilya Kralı liderliğindeki Hrıstiyanlar ile İber Yarımadasındaki Müslüman devlet Muvahhidler arasında Alarcos Muharebesi yaşandı. Muvahhidlerin zaferinin ardından Müslümanların saflarında savaşan Türkler, bölgeye yerleşti. Ayrıca muharebenin kazanılmasında Oğuz Türklerinin Türk yayını kullanması etkili oldu. Devrin teknolojisine göre büyük bir üstünlük sağlayan Türk yayı, Alarcos savaşını Müslüman Muvahhidlere kazandırdı. İşin en ilginç yanı ise savaşa paralı asker olarak katılan Oğuz Türklerinin henüz o yıllarda Şamanist olduğu ve eski Türk inancına sahip olmasıydı. Portekiz’in en güneyindeki Algoz’un bulunduğu bölgeye, savaşa paralı asker olarak katılan Oğuzların yerleştiği ve bölgeye de ismini verdiği ileri sürülüyor. Türk köyü Algoz, keşfedilmeyi bekliyor.
Trakai
Litvanya’da bulunan tarihi ve turistik bir şehirdir. Litvanya’nın başkenti Vilnius’un 28 km batısında yer alır. 11.52 km2 alan üzerine kurulu şehrn nüfusu 2007 sayımına göre 5.357[2] kişidir. Trakai’nin tarihi boyunca şehirde Karaylar, Tatarlar, Litvanyalılar, Ruslar, Yahudiler ve Polonyalılar yaşamıştır. Trakai Litvanya’nın Güneybatısında başkent Vilnius’a 28 km uzaklıkta 38 Bin nüfuslu tarihi ve turistik bir şehirdir. Bölgede ise küçük büyük 200 göl bulunmaktadır. Trakai kalesi Litvanya’nın en bilinen kalesidir. Karay ve Tatarlar yaşamış ve yaşamakta olup, günümüzde 50 kadar kişinin Karay Türkçesi konuştuğu bilinmektedir
Turks ve Caicos Adaları
Turks ve Caicos Adaları, Karayipler’de, Kuzey Atlas Okyanusu’nda Britanya Denizaşırı Toprakları olan ve iki takımadadan oluşan adalar grubu. Turks ve Caicos Adaları, Bahamalar ile birlikte Lucayan Adaları’nı oluşturmaktadır. Turks ve Caicos Adaları ( / ˈ t ɜːr k s / ve / ˈ k eɪ k ə s , – k oʊ s , – k ɒ s / ) Atlantik Okyanusu’nun Lucayan Takımadaları’nda ve Batı Hint Adaları’nın kuzeyinde bulunan iki tropikal ada grubu olan daha büyük Caicos Adaları ve daha küçük Turks Adaları’ndan oluşan bir Britanya Denizaşırı Toprağı’dır . Etimoloji. Turks ve Caicos Adaları, adını Turk’s cap kaktüsü (Melocactus intortus) Türklerin fesine benzediği için ve Taino dilindeki ‘adalar dizisi’ anlamına gelen caya hico’dan alır.
// AYTAR DERGİ
YENİ NESLİN DİLİ: ANİME VE MANGA KÜLTÜRÜNÜN YÜKSELİŞİ
Son yıllarda dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de anime ve manga kültürü, genç kuşakların dijital gündemini belirleyen önemli bir unsur hâline geldi. Artık yalnızca Japonya’ya özgü bir sanat formu değil, küresel bir iletişim dili, kültürel bir köprü ve yaratıcı anlatım biçimi olarak karşımıza çıkıyor. TikTok videolarından Instagram Reels’larına, YouTube analizlerinden Spotify’da dinlenen anime soundtrack’lerine kadar bu kültür, dijital çağın tüm mecralarına sızmış durumda.
Bir Fenomenin Evrimi: Anime’nin Yeni Dönemi
Bugünün anime dünyası, 90’ların nostaljisiyle sınırlı değil. Attack on Titan, Jujutsu Kaisen, Demon Slayer ve hâlâ devam eden efsane One Piece, yalnızca animasyon kalitesiyle değil, karakter derinliği ve toplumsal göndermeleriyle de dikkat çekiyor. Japonya’nın kültürel kodlarını evrensel anlatılarla harmanlayan bu yapımlar, izleyiciyi hem duygusal hem entelektüel olarak etkiliyor.
Anime artık sadece “çizgi film” değil. Toplumsal travmalardan felsefi sorgulamalara, psikolojik derinlikten politik alegorilere kadar geniş bir yelpazede üretim yapılıyor. Özellikle pandemi sonrası dönemde insanlar, gerçeklikten kaçış için animeyi bir liman olarak görmeye başladı. Ancak bu kaçış aynı zamanda bir yüzleşmeye de dönüştü: Kimlik arayışı, yalnızlık, sistem eleştirisi gibi evrensel temalar anime ile yeniden tartışılıyor.
Manga: Sessiz Devrimin Hikâyesi
Anime’nin görselliği kadar güçlü olan bir diğer mecra ise manga. Japon çizgi romanları olarak tanımlayabileceğimiz bu eserler, artık Türkçeye çevrilip kitapçılarda raflarda yerini alıyor. Dijital platformlarda da okunabilirliği arttıkça, manga okuyuculuğu ciddi şekilde yükseldi. İlginç olan, okurların yalnızca gençlerden oluşmaması. Yetişkinler de manga dünyasında kendilerine ait öyküler buluyor.
Bir başka dikkat çekici nokta ise, manga sanatçılarının sosyal medyada doğrudan takipçilerle kurduğu bağ. Artık bir mangaka’nın çizer günlüğü bile milyonlarca kişi tarafından takip ediliyor. Bu da okur ve sanatçı arasındaki mesafeyi kaldırarak kültürü daha da interaktif hâle getiriyor.
Anime ve Manga’nın Dijital Ekosistemdeki Rolü
Bu kültür sadece izlenen ya da okunan bir içerik değil; aynı zamanda üretilen, paylaşılan ve dönüştürülen bir yapı. Cosplay videoları, fanart çizimleri, fan fiction hikâyeleri, anime analizleriyle dolu podcast’ler ve sosyal medya tartışmaları… Bu etkileşim, kullanıcıları sadece izleyici değil, içerik üreticisi konumuna getiriyor.
Anime ve manga, gençlerin sadece zevklerini değil; dünya görüşlerini, iletişim biçimlerini ve estetik algılarını da etkiliyor. Belki de bu yüzden artık yalnızca bir hobi değil, kültürel bir kimlik formu olarak görülüyor.
Sonuç olarak: Anime ve manga, sadece Japonya’dan çıkan sanat ürünleri değil; dijital çağın ruhunu en yaratıcı şekilde yansıtan küresel bir kültür hâline geldi. Bu kültürü anlamak, yeni nesli anlamanın da anahtarlarından biri.
// AYTAR DERGİ
ARTVİN’İN İNCİSİ: İREMİT CAMİİ
Artvin’in İncisi: İremit Camii
Doğu Karadeniz Bölgesi’nin eşsiz doğal güzellikleri arasında yer alan Artvin’in Borçka ilçesi, tarihi ve kültürel zenginlikleriyle de dikkat çekmektedir. Bu zenginliklerin en güzel örneklerinden biri de İremit Camisi’dir. 1851 yılında inşa edilen bu cami, ahşap yığma tekniğiyle yapılmış olup, bölgenin mimari mirasının önemli bir parçasıdır.
Tarihi ve Mimari Özellikleri
Ahşap mimarisi ve kök boyası kullanılarak rengarenk süslemeleri ile dikkat çeken İremit Camii, Osmanlı döneminin son dönem mimarisinin güzel bir örneğini temsil eder. Cami, özellikle ahşap işçiliği ile dikkat çeker. Ahşap süslemeleri, mihrabı ve minberiyle göz alıcı bir güzelliğe sahiptir. Caminin iç mekanında yer alan kalem işi süslemeler, dönemin sanat anlayışını yansıtır.
Caminin avlusunda yer alan şadırvan ve çevresindeki yeşil alanlar, ibadet edenlere huzurlu bir atmosfer sunar. İremit Camii’nin minaresi ise, zarif ve ince yapısıyla dikkat çeker. Minarenin tepesinden şehri kuşbakışı izlemek mümkündür. Cami, hem ibadet hem de ziyaret amacıyla gelenlere kapılarını açmaktadır.
Kültürel ve Dini Önemi
İremit Camii, Artvin halkı için önemli bir ibadet ve buluşma noktasıdır. Cami, dini günlerde ve bayramlarda büyük kalabalıklar tarafından ziyaret edilir. Ayrıca, cami çevresindeki mahalle halkı için de bir toplanma ve sosyalleşme alanıdır. Cami, sadece dini bir mekan olmanın ötesinde, kültürel ve sosyal bir merkez olarak da hizmet vermektedir.
Günümüzde İremit Camii
Günümüzde İremit Camii, restore edilerek korunmuş ve ziyaretçilere açık tutulmuştur. Caminin tarihi dokusunu korumak adına yapılan restorasyon çalışmaları, orijinal mimarisine sadık kalınarak gerçekleştirilmiştir. Cami, yerli ve yabancı turistlerin de ilgisini çeken bir mekan haline gelmiştir.
İremit Camii, Artvin’in tarihi ve kültürel zenginliklerinin bir parçası olarak, ziyaretçilerine geçmişin izlerini sürme fırsatı sunar. Ahşap işçiliği, süslemeleri ve huzurlu atmosferiyle, cami sadece bir ibadet mekanı değil, aynı zamanda bir sanat eseri olarak da değerlendirilmektedir. İremit Camii, Artvin’in incisi olarak, tarih ve kültür meraklılarını beklemektedir.
BAYBARS
// AYTAR DERGİ
ÇİNİ SANATININ ZAMANSIZ ZARAFETİ: İZNİK ÇİNİLERİ
Çini, yüzyıllar boyunca medeniyetlerin duvarlarını, camilerini ve saraylarını süsleyen bir sanat formu olarak varlığını sürdürmüş bir dekorasyon harikasıdır. Osmanlı İmparatorluğu’ndan günümüze kadar uzanan bu zarif sanat, sadece estetik bir değer taşımakla kalmaz, aynı zamanda derin bir kültürel ve tarihi birikimi de yansıtır. Bu noktada, İznik çiniciliği, çini sanatının en önemli ve göz alıcı örneklerini sunar.
İznik, tarih boyunca Osmanlı İmparatorluğu’nun sanat ve zanaat merkezi olmuştur. Özellikle 15. ve 17. yüzyıllar arasında zirveye ulaşan İznik çiniciliği, bugün hala dünya çapında hayranlık uyandıran eserler sunmaktadır. Bu dönemde üretilen çiniler, hem mimari yapıları süslemek hem de günlük yaşamda kullanılan eşyaları güzelleştirmek amacıyla kullanılmıştır.
İznik çinilerinin üretim süreci, oldukça zahmetli ve incelik gerektiren bir sanattır. İlk adım olarak, özel bir kil karışımı kullanılarak çini hamuru hazırlanır. Bu hamur, belirli şekillere getirilerek kurutulur ve ardından ilk pişirme işlemi yapılır. Pişirilen çiniler, beyaz bir astar ile kaplanarak üzerlerine desenler çizilir. Bu desenler, genellikle bitkisel motifler, geometrik şekiller ve geleneksel Türk motiflerinden oluşur. Desenlerin çizilmesi sonrası, çiniler renklerle boyanır ve sırlanarak tekrar pişirilir. Sonuç olarak, parlak renklerle bezenmiş, dayanıklı ve göz alıcı çiniler ortaya çıkar.
İznik çinilerinin en önemli özelliklerinden biri, kullanılan renklerin canlılığı ve kalıcılığıdır. Mavi, yeşil, kırmızı ve siyah gibi renklerin hakim olduğu çiniler, Osmanlı döneminde camiler, saraylar ve türbeler gibi önemli yapıların iç ve dış cephelerini süslemiştir. Özellikle Sultanahmet Camii, Rüstem Paşa Camii ve Topkapı Sarayı gibi yapılar, İznik çinilerinin en güzel örneklerini barındırır.
Günümüzde İznik çiniciliği, tarihi mirasını koruyarak modern tasarımlarla buluşmaktadır. Geleneksel teknikler kullanılarak üretilen çiniler, hala büyük bir özenle yapılmakta ve dünya genelinde sanatseverlerin beğenisine sunulmaktadır. Evlerde, bahçelerde ve hatta moda dünyasında çini motiflerine rastlamak mümkündür. Bu nedenle, çini sanatı yalnızca geçmişin bir yansıması olmaktan çıkar, aynı zamanda günümüz tasarımlarına ilham veren bir kaynak haline gelir.
Çini sanatının zamansız zarafeti, tarih boyunca pek çok medeniyetin ve kültürün ortak paydası olmuştur. Bu büyüleyici sanat formu, asırlardır olduğu gibi, gelecekte de estetik anlayışımıza ilham vermeye devam edecek.
BAYBARS
// AYTAR DERGİ
KAM DAVULLARINDAKİ SEMBOLLERİN ANLAMLARI
Kam Davullarındaki ya da yanlış ve yaygın kullanım olan “Şaman” Davullarındaki semboller genel anlamda Kam’ların kendilerine hastır. Birbirlerine benzememesinin nedeni bundandır. Bu semboller arasında aşağıda sayacaklarım yaygın olarak kullanılan motifler olmaktadır.
Gökkuşağı: Gökkuşağının iki ucunda merdivenler olur ve Kam’ın bu merdivenlerle göğe yükseldiğini tasvir eder.
Balık: Balıkların iç hastalıklara iyi geldiği düşünülür.
Köpek: Kama kötü ruhların yaklaştığını haber verir.
Kabartmalar: Kam’ın ruhani düzlemde uçarak ya da yürüyerek geçmesi gereken dağları temsil eder.
Yedi At ve Yedi İnsan: Yedi olmasının sebebi Göktanrı/ Tengri dininde yedi sayısının uğurlu sayılmasıdır. Bunlar Erlik’in bulunduğu yeri temsil ederler.
Yedi kız: Kötü ruhları uzaklaştırmayıa yardımcı olurlar.
Deniz: Hastalıkların tedavisi amaçlı tasvir edilir..
Kurbağa, Kerkentele, Yılan: Kötü ruhları değerli hayvanlardan uzak tutar.
Kuş: Göğe yükselmeyi temsil eder.
Kaynak: Feyzan Göher, Bir Çalgıya Saklanan Mistik Kökler..