EDEBİYAT • Ekim 5, 2026

Mesele Kahve Değil

Termosun kapağını açtığımda yüzüme vuran o ilk buhar, sanki içimde hâlâ diri olan bir şeylerin kanıtı gibi. Kahve sıcacık, dudaklarıma değdiği an yakıcı ama bir o kadar da canlı. Acele etmeden içmek istiyorum; çünkü bu sıcaklık, bir şeylerin henüz başlamış olduğunu hatırlatıyor bana. İlk yudumlar hep umutlu olur zaten, insan en çok o an inanır her şeyin güzel gideceğine. Bir süre sonra buhar azalıyor. Fark etmeden yudumlar sıklaşıyor, kahve artık yakmıyor, sadece ısıtıyor. Tam kararında dediğimiz o an bu belki ne fazla sıcak ne de soğuk. İçmesi en kolay, en konforlu hâli. Ama nedense tam da bu noktada bir şey eksilmeye başlıyor. Fark edilmeyen, adı konulamayan bir eksilme. Sıcaklığın yerini alışkanlık alıyor. İçiyorum, ama ilk yudumdaki o heyecan yok. Zaman geçtikçe kahve ılıktan soğuğa doğru kayıyor. Artık dudaklarımda bıraktığı his silikleşmiş. Yudumlar seyrekleşiyor; termos elimde ama aklım başka yerde. İçtikçe çoğalmıyor, aksine bitişi yaklaşıyor. Son yuduma gelmeden önce duraksıyorum bazen. Çünkü biliyorum, o son yudum sadece kahvenin değil, o küçük anın da sonu olacak. Ve en sonunda soğuk. Ne yakıyor ne ısıtıyor. Sadece içiliyor. Tadında hâlâ kahve var ama his yok. Termosun dibine baktığımda, aslında bir şeyin bittiğini değil; fark edilmeden yavaş yavaş uzaklaştığını görüyorum. Sıcaklığı değil de, o sıcaklığın bende bıraktığı hâli kaybetmişim. Belki de mesele kahve değildi. Belki de mesele, sıcak başlayan her şeyin bir gün soğuyacağını bilmekti. Belki de bazı şeyler bir anda bitmez.

💬 🐦 📘
Tüm Yazıları ↗

Yorumlar

Bir Yorum Bırakın