GÜNDELİK YAŞAM Eylül 4, 2026

Işığını Kaybetmek

Alarm çalıyor ama ses dışarıdan değil, sanki kafamın tam ortasından, o kemiğin altından bir yerlerden yankılanıyor. Kalkmam lazım, kahve koymam lazım, bir şeyler söylemem, insanlara “günaydın” demem lazım ama içimde tek bir dişli bile dönmüyor. Hani şu eski saatler vardır, kurulmazsa durur; ben kurulmayı unutulmuş bir saat gibiyim ya da çok kurulmaktan zembereği kopmuş. Ne fark eder.
Dışarıda gri bir yağmur ya da sadece benim camımın buğusu, bilmiyorum, bakmak da istemiyorum zaten. Sokakta herkes bir yere yetişiyor, çantalar sallanıyor, kahve kartonları çöp kutularına atılıyor; herkesin gözünde o minik telâş, o yarını merak etme hâli var. Bende ne var? Hiç. Bomboş bir koridor.
Eskiden neye heyecanlanırdım ben? Hangi kitaba, hangi şarkıya, hangi ayağın suya değmesine? Unuttum. Yok, unutmaktan da öte, sanki o anları yaşayan başkasıydı da ben onun hikâyesini kötü bir romandan okuyorum.
Gözlerime bakıyorum aynada; fer falan kalmamış, fer ne kelime, inat bile kalmamış. Sadece iki tane yorgun çukur. “Geçecek,” diyorlar, birileri hep bir şeylerin geçeceğini söylüyor; yaralar kapanır, mevsim döner, güneş açar… Ya geçmezse? Ya bazı şeyler sadece eksilerek kalırsa ve insan o eksikle yaşamaya alışmak zorunda kalırsa?
Alışıyorum zaten, garipliği orada. Alışmak ne kötü şey, kabullenmek ne berbat bir teslimiyet. Ne bir umudum var ne de umutsuzluktan cayacak gücüm; öylece, ortada bir yerde, ne nehirde ne karada duruyorum.
Kahve soğuyor kupada, üstünde incecik, yağlı bir tabaka. İçsem mi, döksem mi? Değişir mi sanki? Kahve soğuyor, gün bitiyor, insanlar eve dönüyor, mevsimler değişiyor. Değişmeyen tek şey, içimde çoktan sessizliğe teslim olmuş o oda.

💬 🐦 📘
Tüm Yazıları ↗

Yorumlar

Bir Yorum Bırakın