EDEBİYAT

Kader Nedir?

Carl Jung şöyle der: ‘Bilinçdışını bilinçli hâle getirene kadar, hayatını yönlendirmeye devam edecek ve sen buna kader diyeceksin.’

Kader, gökyüzüne çok önceden yazılmış değiştirilemez bir metin değildir. Kader, yıllarca görmezden geldiğimiz benliğimizin sessizce verdiği kararların adıdır. İnsan çoğu zaman dış dünyanın onu değiştirdiğini düşünür. Oysa en derin değişimler, dışarıdan değil; inkâr edilen duygulardan, bastırılmış korkulardan ve konuşulmamış acılardan beslenir. Zaman onları iyileştirmez. Yalnızca görünmez hâle getirir. Görünmez olan ise yok olmaz; karaktere dönüşür, alışkanlığa dönüşür, seçimlere dönüşür.

Sonra aynı olaylarla karşılaşırız. “Kader”de kötü olay başımıza geldiyse aynı hayal kırıklıklarını yaşadığımızı düşünürüz. Aynı kapıları çalar, aynı duvarlara çarparız. Ve buna ‘kader’ deriz. Oysa kader bazen ilahi bir yazgıdan çok, farkına varılmamış bir tekrarın adıdır.

İnsan en çok kaçtığı yarasının gölgesinde yaşar. Çünkü yüzleşilmeyen her acı, kimliğin sessiz mimarı olur. Seni neyin öfkelendirdiğini, neden sürekli aynı insanlara çekildiğini, neden bazı fırsatların önünde geri adım attığını, neden mutluluğu hak etmediğine inandığını… Bunların çoğu bilinçli kararlar değildir. Geçmişin, bugüne bıraktığı görünmez izlerdir.

Bilinç yalnızca gerçeği görmek değildir. Bilinç, gerçeğin senden neler aldığını kabul edebilmektir. Kendi karanlığını inkâr etmek kolaydır; zor olan, o karanlığın hayatındaki seçimleri nasıl şekillendirdiğini görebilmektir.

İnsan, kendi içine bakmayı reddettikçe dışarıdaki dünyayı suçlar. Şansı, zamanı, insanları, koşulları… Oysa bazen değiştirilmesi gereken dünya değil, dünyaya bakan zihindir.

Ve belki de en ağır fark ediş şudur:

Bir gün dönüp baktığında, ‘kader’ dediğin şeyin büyük kısmının; cesaret edemediğin seçimler, ertelediğin yüzleşmeler ve susturduğun gerçekler olduğunu anlarsın.

Çünkü insanın en büyük zinciri, bilmediği zincirdir.

Ve özgürlük; kaderden kaçmakla değil, onu yazan görünmez kalemi sonunda eline almakla başlar. Kendi karanlığını tanıyan insan, artık ona hükmeden değil; onunla yaşamayı öğrenen kişidir. Belki de gerçek dönüşüm tam burada başlar: Kader değiştiği için değil, onu yaşayan bilinç değiştiği için.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir