İnsanın en derin trajedisi, aslında heykelini kendi yonttuğu bir puta tapmasıdır. Cioran’ın o sarsıcı tespitiyle; değeri olmayana, asla olabileceği bir mevkisi bulunmayana, biz kalkar kendi ellerimizle en yüksek tahtları sunarız. Kendi içimizdeki boşluktan ve yalnızlıktan korktuğumuz için, bir başkasının ruhuna devasa anlamlar dikeriz; oysa o elbiseler, o ruhlara her zaman üç beden büyük gelir. Bizim hatamız, verdiğimiz değerin o insanın kendi sermayesi olduğunu sanmaktır. Oysa biz onlara, ellerinde olmayan bir ışığı ödünç veririz. Gözlerindeki feri biz yakar, omuzlarındaki asaleti biz inşa ederiz. Ancak unutulmamalıdır ki; senin kendinde sandığın o ihtişam aslında benim sana ödünç verdiğim bir ışıktı ve gün gelir, orada olduğu sanılan o değeri sadece bir bakışımla senden geri aldığımda, geriye sadece senin o çıplak ve karanlık hiçliğin kalır. Sen, benim sana bakışım kadar vardın; ben o büyülü bakışı çektiğim an, senin o “garanti” sandığın varlığın bir anda kumdan bir kale gibi dağılıverir. Dünya, kıymet bilmeyenlerle değil; hak etmeyene dünyaları bağışlayıp sonra o dünyaları tek bir hamleyle yıkanların sessiz zaferiyle doludur. Nihayetinde; karşıdakini değerli kılan şey onun kim olduğu değil, bizim ona biçtiğimiz kıymettir; yani onun tüm parıltısını bizim ona yüklediğimiz anlamlar belirler.
Ödünç Verilmiş Bir Işığın Sonu
Bir Yorum Bırakın