Güzel bir kitapta bazı cümlelerin altını çizmek sanki yol boyunca kenarlarda olan çiçeklerin bir kısmını fark etmek gibi.
Ya da o cümleye gelene kadar oluşturulan altyapıyı hiçe saymak gibi.
Ama ortalama bir kitapta güzel cümlelerin altını çizmek de asfaltı bozulmuş, yolları tumturaklı bir yolda küçük dinlenme molası.
Sanırım ben tam da bu yüzden altı çizili kitapları seviyorum. Birinin nerede durduğunu merak ediyorum. Çünkü bir cümlenin altını çizmek, kitabın içinde küçük bir koordinat bırakmak gibi geliyor bana. “Ben buradan geçtim ve burada bir şey gördüm.”
Ne gördüğünü bilmiyorsun tabii.
Belki gerçekten cümlenin kendisini sevdi. Belki o sırada hayatında bir şeye denk geldi. Belki birini düşündü. Belki de yalnızca kitabın geri kalanında kendisini pek bulamadı ve nihayet karşısına çıkan düzgün bir cümlede biraz soluklandı.
Bunu bilmenin imkânı yok.
Ama insan yine de merak ediyor.
Benden önce okuyan kişi bu cümlenin altında ne kadar kaldı acaba?
Çünkü aynı kitabı okumak, aynı yoldan geçmek gibi değil mi biraz? Herkes aynı yerlerden geçiyor ama herkes aynı manzarayı fark etmiyor. Kiminin gözünde yolun kenarındaki çiçek kalıyor, kimi çukurları sayıyor, kimi de yolun ne kadar uzun olduğuna söyleniyor.
Sonra biri geliyor ve bir cümlenin altını çiziyor.
Sen yıllar sonra aynı sayfaya geliyorsun.
Ve o çizgi, senden önce orada bulunan birinin bıraktığı küçük bir işaret oluyor.
İşin tuhaf tarafı, bazen o çizgiyi görünce cümleyi onun gözünden okumaya başlıyorsun. Yazarı bir kenara bırakıp, görünmez bir okuyucuyla birlikte okuyorsun kitabı.
“Sen burada ne gördün?” diye düşünüyorsun.
Cevap vermiyor.
Zaten kitapların güzel tarafı da biraz bu galiba. Her şeyi açıklamıyorlar. Bazı şeyleri sayfanın üzerinde bırakıp gidiyorlar.
Birinin altını çizdiği cümle de öyle.
Bir iz.
Bir mola.
Belki bir hatıra.
Belki de hiçbir şey.
Ama ben yine de o çizginin başında birkaç saniye duruyorum.
Çünkü bazen bir insanı tanımak için yüzünü görmek gerekmiyor.
Nerede durduğunu bilmek yetiyor.
Okunmuş Sayfalar ve Görünmez Yoldaşlar
Bir Yorum Bırakın