İyi geceler tâbii mümkünse…
Saat 00.38. Odanın ışığı kapalı, telefonun ekranı yüzüme vuruyor. Uyuyacağım diyorum ama insan yatağa girince günün içinde susturduğu her şey birden konuşmaya başlıyor.
Gündüz unuttuğumu sandığım şeyler gece geri geliyor.
Bir cümle.
Bir yüz.
Yarım kalmış bir konuşma.
Neden söylediğimi bile hatırlamadığım bir söz.
Zihin tuhaf bir yer. Gün boyunca önünden geçip gittiğin şeyleri gece cebinden çıkarıp masanın üzerine diziyor. Bak, bunu da unutmadın, diyor. Bunu da. Bunu da.
Ben de hepsine bakıyorum.
Sonra nedense aklıma Doktorlar’daki Ela’nın bir sahnesi geliyor.
Neden şimdi?
Bilmiyorum.
Zaten geceleri akla gelen şeylerin mantıklı bir açıklaması olsa, gece olmazdı belki.
Gece vardiyası
Dışarıdan bir araba geçiyor.
Farların ışığı tavana vurup kayboluyor.
Bir saniyelik aydınlık.
Sonra yine karanlık.
Hayat da biraz böyle değil mi?
Bir şey geliyor, içimizi aydınlatıyor, sonra gidiyor.
Biz ise o ışığın tekrar gelmesini beklerken karanlığa alışıyoruz.
Belki büyümek dediğimiz şey de budur.
Bazı şeylerin geri gelmeyeceğini anlamak.
Bazı insanların.
Bazı ihtimallerin.
Bazı eski hâllerimizin.
İnsan kendisinin bile yasını tutabiliyor.
Bunu kimse söylemiyor.
Kimse çıkıp da “Bugün eski hâlinin biraz daha uzağına düştün,” demiyor.
Çünkü dışarıdan bakınca hâlâ aynı insanız.
Aynı yüz.
Aynı oda.
Aynı yatak.
Ama insanın içinde bazı şeyler sessizce yer değiştiriyor.
Ve kimse fark etmiyor.
Telefonu bırakıyorum.
Beş dakika sonra tekrar elime alıyorum.
Saat 01.08
Aslında uykum var.
Ama uyumak istemiyorum.
Çünkü uyursam yarın başlayacak.
Yarın demek yeniden kalkmak, yeniden hazırlanmak, yeniden insan içine karışmak, yeniden “iyiyim” demek demek.
Gece ise kimse bir şey sormuyor.
Gece senden başarılı olmanı istemiyor.
Güçlü olmanı da.
Mutlu görünmeni de.
Sadece yatıyorsun.
Ve bir süreliğine hiçbir şey olmak zorunda kalmıyorsun.
Belki bu yüzden seviyorum geceyi.
İnsanın kendisiyle baş başa kalabildiği tek yer olduğu için değil;
kimseye kendisini açıklamak zorunda olmadığı tek yer olduğu için.
Perde hafifçe hareket ediyor.
Sabahın gelmesine daha var.
Gözlerimi kapatıyorum.
Aklımdan yine bir sürü şey geçiyor.
Ela’nın sahnesi.
Bugün beslediğim kedinin bakışları.
Kurtlar Vadisi’nde Polat’ın o racon sahnesi.
Ne alaka şimdi?
Hiçbir fikrim yok.
Beynim gece olunca neden böyle çalışıyor?
Bir hastane koridoru.
Bir kedi.
Polat Alemdar.
Yarın yapmam gerekenler.
Çocukken izlediğim bir çizgi film.
Unuttuğum birinin adı.
Hepsi aynı odada.
Ben ortalarında oturmuş, hangisinin gerçekten bana ait olduğunu anlamaya çalışıyorum.
Belki uyumak dediğimiz şey de bundan kaçmak.
Gözlerini kapatıyorsun.
Her şey susuyor sanıyorsun.
Ama içeride bir yerlerde hayat devam ediyor.
Ela konuşuyor.
Kedi bakıyor.
Polat racon kesiyor.
Ve ben hâlâ uyumaya çalışıyorum.
İyi geceler.
Beynim izin verirse tabii.
İyi geceler tâbi mümkünse ….
A
Tüm Yazıları ↗
YAZAR
Abdulkadir BEDER
Bir Yorum Bırakın