EDEBİYAT Eylül 11, 2026

Eksik Tuğlalar

Balkondan karşıdaki boş evin penceresine bakıyorum. Boş ev deyince insanın aklına hemen taşınmak geliyor, taşınmak deyince koliler, koli deyince bant sesi, o bant sesi de nedense çocukken açamadığım paketleri hatırlatıyor. Halbuki pencereye bakıyordum. Pencere açık mı kapalı mı uzaktan seçemiyorum, biraz daha dikkatli bakınca açık galiba, ama içeride hiçbir şey yok. Perde yok, masa yok, sandalye yok. İnsan eşyasız bir odayı görünce odanın kendisini fark ediyor. Eksiklikler gözünüzü açar, bakış açınızı genişletir. Bu yüzden duvardaki birkaç eksik tuğlaya pencere diyoruz. Güzel cümle. Bazı cümleler de böyle, insanın aklına bir yerden girip başka bir yere çıkıyor. Birkaç eksik tuğla, pencere, karşı ev, balkon… Balkondaki sandalye de biraz eğilmiş, geçen gün düzeltmiştim aslında, yine eğilmiş. Ben mi eğdim acaba otururken? Muhtemelen. İnsan oturduğu şeyleri bile zamanla kendine benzetiyor belki. Saçma. Neyse, karşıdaki evin penceresine yine bakıyorum.

Orada biri yaşasa ne yapıyor olurdu acaba? Belki televizyon izlerdi, belki mutfakta bulaşık yıkardı, belki benim balkona bakıp “karşıdaki kız yine boş boş duruyor” derdi. Oysa ben boş boş durmuyorum, bir sürü şey düşünüyorum. Düşünmek dışarıdan bakınca boş durmak gibi görünüyor zaten. Hatta bazen içeriden bakınca da öyle. Telefonun şarjı kaç acaba… yüzde doksan iki. İyi. Hava da sıcak, ama balkonda esiyor. Rüzgârın sesi olmasa şehir daha mı sessiz olurdu, yoksa biz sessizliği de bir şeylerle doldurur muyduk? Muhtemelen doldururduk. İnsan boşluk bırakmayı pek bilmiyor. Karşıdaki ev gibi. Boş kalınca bile içine bir hikâye koyuyoruz.Neyse, hava güzel. Karşıdaki ev hâlâ boş. Birileri orada yaşamıştı, şimdi yaşamıyor. Birileri bugün birinin ardından konuştu, şimdi evlerine döndüler. Ben de burada çayımı unutmuşum. Soğuyacak. Neyse, çayımı içeyim.

💬 🐦 📘
Tüm Yazıları ↗

Yorumlar

Bir Yorum Bırakın