Bazı insanlar sanıyor ki insanı değiştiren şeyler ölüm, ayrılık ya da büyük felaketlerdir. Değil. İnsan bazen ulaşmaya üşendiği bir rafta değişiyor.
Ev kalabalık. “Ben hazırlayayım,” deyip mutfağa geçiyorum. Karpuzu tezgâha koyuyorum. Bıçağı elime alıyorum. Tam kesecekken gözüm dolabın en üst rafındaki kaba takılıyor. Aslında karpuz onun içine doğranmalı. En genişi, en derini o. Sandalyeyi çeksem alırım. Boyum yetmiyor. Çekebilirim. Ama içimden gelmiyor. Vazgeçiyorum.
Karpuzu kesiyorum. Sonra dilimliyorum. Bir an düşünüyorum; insanın hayatı da biraz böyle galiba. Elinde daha iyisi varken ona uzanmaya üşendiğin için “bu da iş görür” dediğin şeylerle dolu.
“Böyle de olur,” diyorum kendi kendime. Zaten bu cümleyle ne çok şey geçiştirmişiz. Bir tabak, bir ilişki, bir hayal, bazen koskoca bir ömür… “Böyle de olur.”
Bir dilim alıyorum. Isırıyorum. Mutfakta ayakta yiyorum. Sonra oturuyorum. Karşımda duvar. Duvarın da bana söyleyecek bir şeyi yok zaten. Ben de ona çok farklı görünmüyor olmalıyım.
Dedemin eski teybine uzanıyorum. Kasetlerden birini takıyorum. Önce o tanıdık cızırtı… Sonra Ferdi Tayfur başlıyor.
“Hatıran Yeter…”
Şarkı çalıyor. Ben bir taraftan karpuz yiyorum, bir taraftan duvara bakıyorum. Evin içinden konuşmalar geliyor. Birisi gülüyor, birisi çay istiyor. Hayat, hiçbir şey olmamış gibi devam etmeyi gerçekten iyi biliyor.
Ben ise başka bir yerdeyim. Aklım durduğu yerde yürümeye başlıyor. Acaba insan gerçekten istediği hayatı mı yaşıyor, yoksa en kolay yaşayabildiği hayatı mı? Ulaşamadıklarımız mı yoruyor bizi, yoksa uzanmaya bile çalışmadıklarımız mı?
Sonra kendime gülüyorum. İnsan bazen birkaç dilim karpuz yerken ömrünü sorguluyor. Beş dakika sonra annem geliyor hani karpuz diye…
Şarkı bitiyor. Benim düşündüklerim bitmiyor. Sanırım insanın zihni de eski kasetler gibi; aynı yere sarıp sarıp yeniden çalıyor. Sadece her dinleyişte başka bir yerimiz acıyor.
Duvarın Karşısında
