// AYTAR DERGİ

İZNİK: TARİHİ FOTOĞRAFLARI VE MODELLEMELERİ

İZNİK’İN KISA TARİHİ

İznik, Büyük İskender’in kumandanlarından Antigonius Monophthalmos tarafından M.Ö. 316’da kurulmuştur. Bitinya Krallığı tarafından Milattan Önce 279’da işgal edilmiş ve o zamanlarda oraya Altın Şehir denmiştir. Roma Ordusu kenti Bitinya’dan geri alarak buraya “Nicaea” adını vermiştir. Milattan Sonra 259’da Gotların saldırısına uğrayan kentte bir de depremler yaşanınca büyük onarımlar yapılmış ve çevresine 5 km’ye yakın sur inşa edilmiştir.

1075 yılına gelindiğinde Kutalmış Oğlu Süleyman Şah İznik’i Doğu Roma’nın elinden almıştır. 1080 yılında da Türkiye Selçuklularının başkenti yaparak adını Nicaea’nın izi anlamında “İznik” olarak değiştirmiştir.

I. Haçlı Seferi’nden sonra 1097 yılında İznik yeniden Doğu Roma’nın eline geçse de 1331 yılında Orhan Gazi ile birlikte Osmanlı Devleti’nin bir parçası olmuştur. O tarihten itibaren de Türk devri kesintisiz başlamıştır.

Hristiyanlık ve özellikle de Ortodoksluk için çok önemli bir kent olan İznik’te küçük Ayasofya, Roma Tiyatrosu, Sur kapıları, Sur parçaları ve birçok taşınır/taşınmaz öge bulunmaktadır. Taşınmazların kimisi yıkılmış veya sadece temelleri kalmış olup araştırmacılar 3D modellemelerle nasıl görünüyorlardı sorusuna yanıt vermekte. Kimi ressam ve seyyahlar da çeşitli tarihlerde İznik’i çizerek bizim geçmiş hakkında birtakım fikirlerde bulunmamızı sağlamaktadır.

GRAVÜRLERDE, FOTOĞRAFLARDA VE 3D MODELLEMELERDE İZNİK

İznik'in günümüz uydu görüntüleriyle fotoğrafı. Mavi renkli çizgiler başlangıcından beridir değişmeyen yolları göstermekte. Kırmızı ile işaretlenmiş kısım ise zamanında surlarla çevrili olan yerleri gösteriyor.

İznik’in günümüz uydu görüntüleriyle fotoğrafı. Mavi renkli çizgiler başlangıcından beridir değişmeyen yolları göstermekte. Kırmızı ile işaretlenmiş kısım ise zamanında surlarla çevrili olan yerleri gösteriyor.

İznik'in tarihsel anlamda krokisi. Tarihi taşınmaz kültürel varlıkların isimleri de not edilmiş.

İznik’in tarihsel anlamda krokisi. Tarihi taşınmaz kültürel varlıkların isimleri de not edilmiş.

Kale kapılarından birine ait tarihsel bir gravür.
Lefke Kapı’ya ait tarihsel bir gravür.
Kale kapılarından birine ait eski bir fotoğraf.
Kale kapılarından birine ait eski bir fotoğraf.
Nuremberg kroniğinde İznik kenti.

Geçtiğimiz yıllarda suların çekilmesiyle temelleri gün yüzüne çıkan Bazilikanın 3D modellemesi.

Doğu Roma zamanından İznik’in 3D modellemesi.

Doğu Roma zamanından İznik’in farklı açılardan 3D modellemeleri.

Günümüzdeki İznik’in Doğu Roma zamanındaki 3D modellemesiyle aynı açıdan karşılaştırmalı fotoğrafı.

ÜLGEN

// AYTAR DERGİ

KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRMEK: İRADE EĞİTİMİ

Hayallerin var, gerçekleştirmek istediğin şeyler. Ben bu hayallerin bir kısmına değineceğim. Dil öğrenmek, iyi bir fiziğe sahip olmak, hobi olarak veya öğrencilik/iş gereği kitap okumak, bir enstrüman çalabilmek, bir hobi edinmek gibi. Yani iradeyi yenerek yapılabilecek her şey bu kapsamda. Bunların hepsinin yoluna aşağıda anlatacağım şekilde çıkılabilir.

Hayallerin var, gerçekleştirmek istediğin şeyler. Ben bu hayallerin bir kısmına değineceğim. Dil öğrenmek, iyi bir fiziğe sahip olmak, hobi olarak veya öğrencilik/iş gereği kitap okumak, bir enstrüman çalabilmek, bir hobi edinmek gibi. Yani iradeyi yenerek yapılabilecek her şey bu kapsamda. Bunların hepsinin yoluna aşağıda anlatacağım şekilde çıkılabilir.

HEVESİ GERİ GETİRMENİN VE İRADEYİ EĞİTMENİN YOLLARI

Sizlere vereceğim tavsiyeler çevremde gördüklerim ve uygulayabildiklerim sonucunda ortaya çıkmaktadır. Eğer dezavantajlarınız varsa bu yolları takip ederek avantajlı olanların önüne dahi rahatlıkla geçebilirsiniz.

I. SOSYAL MEDYA YA DA TELEFON

Gün içinde sosyal medya ile geçirdiğimiz vakitten haberimiz yok. Instagram, facebook, twitter, snapchat gibi uygulamaların birinde veya birçoğunda hesabımız var. Bu uygulamalarda geçirilen süreler hayatımızdan vakitleri bir bir yediği gibi beynin de aptallaşmasına neden olmakta. Neredeyse hepsinde kaydırmalı video seçeneği var ve kaydırdıkça alınan dopamin sizin iradenize hakim olmamanıza gittikçe sebebiyet veriyor.

Yukarıdaki uygulamaları tamamıyla silmek belki çözüm olmayabilir. Örneğin ben instagramda günde ortalama 9-13 dakika geçirerek algoritma sayesinde dergiye konu bulabiliyor ya da yeni kitaplardan haberdar oluyorum.

Ancak herkes gibi yaptığım bir hata var. O da haberleri takip etmek. Hayatımızda hiç geçmeyeceğimiz bir ilçenin mahallesinde bir cinayetin işlenmesi, bir hırsızlığın yaşanması. Kentin birinde birine çıkan loto sizin beyninizi meşgul ettiği gibi hayallerinizi de ertelettiriyor.

II. TELEFONDAN NASIL UZAKLAŞABİLİRİZ?

Neyi hedefliyorsanız hedefleyin çalışma masasının başına oturun. Telefon uzak bir yerde olsun. Eğer telefondan (youtube’da ders videosu izlemek, makale okumak gibi) bir şeyler yapmak zorundaysanız ilk önce o yapmak istediğiniz şeyi açın ve çalışmaya çalışın.

Olmuyor değil mi? Bırakıp gitmenin kimseye faydası yok. O masaya oturun ve çalışana kadar hiçbir şey yapmayın o halde. Sadece bekleyin. Bir zaman sonra yapma ihtiyacı hissedeceksiniz. Sosyal medyaya girmeyi düşünmeyin. Gerekirse rahatsız etmeyin modunu açın.

Günde 1 saat sosyal medyada dolaştığınızda yılda iki haftadan fazla süreye tekabül etmekte. Geçmişte bir şeyleri başarmış insanların hiçbiri bu vakti telefonla doldurmuyordu. Günümüzde çevrenizde bir şeyler elde etmiş insanlar da öyle. Kendinizi zorlamadan hiçbir şey başaramazsınız. Günler, haftalar geçip gider.

III. ZOR GELİYORSA YA DA GEÇ KALDIĞINIZI HİSSEDİYORSANIZ

Mustafa Kemal ATATÜRK’ün çok sevdiğim bir sözü var: “Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim.” Belki bazı şeylere geç kaldığınız için şu an zor geliyor olabilir ama ölüm döşeğinde değilseniz hiçbir şey için geç değildir. Tolstoy’un Bisikleti kavramı tam olarak bu geç kalma işine işaret etmekte.

Kimileri sizden daha rahat ve erken şekilde istediklerinizi elde etmiş olabilir. Belki bazı şeylerin tadı da eskiden daha iyidir ve o treni çoktan kaçırmışsınızdır. Peki buna bir ömür ağlamak bir şeyi değiştirir mi? Hiç yoktan şimdiden başlayarak hayatınızın geri kalanında mutluluk ve rahatlık sağlayabilirsiniz.

IV. TELEFONUN HAYATIMDA YERİ YOK, YİNE DE ZAMAN YOK DİYORSANIZ

Çok yorucu bir işte çalışıyor olabilirsiniz, ev hanımı olarak günün 24 saati ev işleriyle uğraşıyor olabilirsiniz. Geri kalanı zaten telefonu kullanmayı azaltsa hedeflerini gerçekleştirir. Azaltmıyorsa o hedefleri gerçekten istemiyor demektir.

Vakti olmayanlar için de aslında durum aynı. Hayat, sizin hayatınız ve vakit asla geri gelmeyecek. Yine ATATÜRK’ten gitmek gerekirse, hastaneye giderken, cepheye giderken, cephedeyken dahi kitap okuyordu. Kitapları okuma sebebi hem kendini, hem vatanı daha iyi getirmek amaçlıydı. Eline geçen paranın da yarısını kitaplara verdiğini belirtmişti.

GÜNÜMÜZDEKİ İMKANLAR

Telefon söylendiği gibi bir zehirdir. Ancak ne olursa olsun dozundan fazla alınırsa kişiyi zehirler. Youtube’daki ders videolarıyla YKS, KPSS, ALES, YDS gibi sınavlara çalışan ve başarılı olan onlarca kişi tanıdım. Ppf veya word formatnda kitap, makale ve tezleri yine telefon üzerinden okuyabilirsiniz. Dünyanın bir ucundan internete yayılmış bilgilere 5 dakikada sahip olabilirsiniz. Bu gerek para kazanmak, gerek entelektüel olma arzusu gerekse bir hobi olsun. Bunu siz seçer ve gerçekten iradenize sahip çıkarak uğraşırsanız elde edersiniz.

SONUÇ

Yukarıdaki söylediklerimden sonra bir değişimin olacağını fark edeceksiniz. İradenizi sağlamlaştırdığınızda yalnızca zihinsel gelişim ve hedefler değil, gün içinde ev işlerinin, işteki yükümlülüklerinizin dahi daha kısa sürede tamamlandığını fark edeceksiniz. Çünkü üzerinizden tembellik atılacak. Daha iyi odaklanacaksınız ve iradenize daha çok hakim olacaksınız.

ÜLGEN

// AYTAR DERGİ

MOR MENEKŞE #hikaye

Mor menekşe

Sadece hayalinde yaşattığı, ama asla sahip olamadığı, rüyalarını süsleyen küçük mor menekşe. Sonra bir baktı o minik ışıklar bir bir kayboldu yerine koy bir karanlık sardı hüzün dolu yüreğine. Hayallerle yaşadığı bir geceyi daha geride bırakmak üzereydi.

Tan yerinin ağarması ile birlikte onu bekleyen, tenini kendi teniyle ısıtan, bedenini kendi kollarıyla saran ve hadi gel bak buradayım seni bekliyorum diyen sevgili dostu yastığıyla buluşmak üzere yavaşça ordan uzaklaştı.

Gözlerinden süzülen iki damla yaşla, dalıp gittiği o küçük gönlünü aydınlatan, sevgi seli bırakan, hasretle yoğrulup, yüreğini derinliklerinde acı bırakan o küçük yıldızlardan gözlerini aldı.

Başını dayadığı pencereden yavaşça uzaklaşıp, ateşler içinde kıvranırken, tüm bedeninin titrediğini, tüylerinin diken diken olup, yanan bedeninde soğuk rüzgarlar estiğini anlayıp, kollarıyla kendini sımsıkı sardı ve yavaşça oturduğu yerden kalktı.

 Kalktı ve kendini kendiyle baş başa bulduğu, o soğuk yatağına uzandı. Bak sende yalnız değilsin deyip, kendi kendine sarılıp, başını yastığına koydu.

Hüzünlü bir gecenin sonunda, buruk yüreği, uykuya hasret gözleriyle bir geceyi daha geride bırakıp, rüyalarında olsun mutluluğu yaşamak ümidiyle hüzün içinde uykuya daldı.

Onun için yeni bir günün yeni bir başlangıcıydı.

Yarın, ya yarın..! Yarın yine aynı yerde, yine bir gecede. Yarın yine aynı hayallerle çözemediği bir bilmeceyle Yarın yine yaşayacaktı, bugün yaşadıklarını yarın yine tekrar dalacaktı uykuya ve bir türlü sahip olamadığı, görüpte tutamadığı, alıp da yüreğinde saklayamadığı, işte bu benim, benim, bana ait diyemediği, ve hiçbir zamanda sahip olamayacağı yalnızlığını paylaşamayacağı o hayaller ülkesindeki mor menekşesine..!

Fatma SAYILIR

// AYTAR DERGİ

AYASOFYA’NIN TARİHİ

ROMA DÖNEMİ: AYASOFYA AÇILIYOR

ÇİZİMLERLE AYASOFYA VE İSTANBUL

Batı Anadolulu iki mimar Trallesli (Aydın) Anthemios ile Miletoslu (Milet-Balat) Isidoros dünyanın en ilgi çekici yapılarından birine imza atmıştır. Peki Ayasofya tarihi seyirde nelere şahit oldu ve neler yaşadı?

Mısır’da Heliopolis’ten sekiz büyük kırmızı porfir sütun, Batı Anadolu’da Efesos’ta (Ayasuluk-Selçuk) Artemis Mâbedi’nden, Kyzikos (Kapudağ yarımadası) ve Suriye’de Ba‘lebek’ten sütunlar ile 10.000 işçinin çalışmasıyla birlikte 6 yılda tamamlanan bu yapı 27 Aralık 537 günü büyük bir törenle açılmıştır.

Kubbenin sağlamlığı için yapılan sistem

Kubbenin çapı yaklaşık 31-33 metredir. Bu büyük kubbenin ağırlığının baskısını karşılamak üzere ademeler halinde inen ve ufalan yarım kubbeler yapılmış, pâyeler ve kemerlerle tonozlar yardımıyla karşılanmıştır.

557 yılındaki deprem nedeniyle kubbenin bir kısmı çökmüştür. 6,25 metre kadar yükseltilerek çözümlendikten sonra 24 Aralık 562’de yeniden açılmıştır. 986’daki depremde yeniden çöküntüler yaşanmış ve 6 yıl süren tadilattan sonra yeniden açılmıştır.

1200 yılında İstanbul’a gelen bir ziyaretçi Ayasofya’nın hazinelerini şöyle anlatmıştır: “Büyük sunağın üzerinde İmparator Konstantin’in değerli taşlar ve incilerle süslenmiş tacı asılıdır… Diğer imparatorların taçları ise tamamı gümüş ve altından yapılmış olan kiboriumun etrafına asılmıştır…

1204 YILI HAÇLI SEFERİ ZAMANI: İSTANBUL TAHRİP EDİLİYOR

LATİN İMPARATORLUĞU VE İZNİK İMPARATORLUĞU HARİTASI

1204 yılına gelindiğinde normalde Türkleri ve müslümanları kovup değerli eşyalara ulaşmak için yola çıkmış olan haçlılar aralarındaki mezhep farkı ve çeşitli anlaşmazlıklardan dolayı İstanbul’u yağlamaya girişmişler, İstanbul ellerinden çıkmıştır. O dönemde İstanbulu, Trakya’yı ve Yunan topraklarının bir kısmını içine alan Haçlıların bölgesine Latin İmparatorluğu, başkenti İznik olmak üzere güney ve kuzeydoğu Marmara’da toprakları olan Doğu Roma İmparatorluğuna ise İznik İmparatorluğu denmiştir.

İSTANBUL’DA 2. DOĞU ROMA DÖNEMİ

İstanbul’un nüfusu başta olmak üzere birçok önemli eseri çalıp yağmalayan Haçlılar Ayasofya’ya da zarar vermişlerdir. İstanbul tekrar Ortodoks Doğu Romalıların eline geçince 1317 yılında Ayasofya yeniden tadilat görmüştür. Ancak bu tadilatlar yetersiz kalmış ve 19 Mayıs 1346’da sebepsiz olarak doğudaki başkemerle kubbenin bir parçası çökmüştür.

1402’de Emir Timur’un yanına İspanya Krallığı emriyle elçilik görevini yapmak için dinlenmek üzere İstanbul’a gelen İspanyol elçisi Ruy Gonzáles de Clavijo, Ayasofya’yı harap ve bakımsız bir halde görmüş ve hatıratına düşüncelerini işlemiştir.

Evliya Çelebi Seyahatnâme’sinin bir yazmasından öğrenilen, fakat başka kaynaklarda bulunmayan bilgiye göre, İstanbul’un fethinden birkaç yıl önce yine bir depremde zarar gören Ayasofya’nın kuzey tarafını tamir etmek üzere Ali Neccâr adındaki Türk mimarı Edirne’den İstanbul’a gönderilmiştir. Gerekli takviyeyi yapan mimar Edirne’ye dönüşünde müstakbel minarenin kaidesini de hazırladığını açıklamıştır (Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi)

1453 – ∞: İSTANBUL’DA TÜRK DÖNEMİ

Ayasofya’nın Kubbesi

Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettiğinde şehrin tahribatını engellemek amacıyla 3 günlük yağma hakkını yarıda kesmiş ve değerli eserlerin zarar görmesini engellemek isteyerek Haçlılar’ın Latin İmparatorluğu dönemine göre çok daha hoşgörülü ve eserlere saygısı olduğunu göstermiştir. Hatta Ayasofya’nın Latin ve Doğu Roma dönemlerinden dolayı harap hali hakkında hüzünlü ifadeler kullanmıştır.

Orta Çağ Dönemi İstanbul

Ayasofya’yı camiye çevirdikten sonra zarar gelmemesi amacıyla camiyi kendi hayratının ilk eseri olarak vakfetmiş, yanına sonraları çok değişikliğe uğrayan bir de medrese yaptırmıştır.

II. Bayezid dönemine ait olduğu iddia edilen güneydoğu köşedeki yivli minare Mimar Sinan’ın eseridir. Kanuni Sultan Süleyman devrinde Budin’in fethi üzerine oradaki başkiliseden alınan tunç şamdanlar, üzerine manzum birer kitâbe yazılarak 1526’da Ayasofya’da mihrabın iki yanına yerleştirilmiştir.

II. Selim de Ayasofya’ya büyük ilgi göstermiş, Bizans devrinden beri narteks kısmında duvara yapıştırılmış olarak duran taşa işlenmiş levhalar halindeki uzun bir karar metnini de tercüme ettirmiştir. Ayrıca yine bu dönemde Ayasofya’nın etrafı onu saran ve yapıya zarar veren evlerden kurtarılmış, Mimar Sinan tarafından takviye payandaları yapılarak yapının çökmesi önlenmiştir.

II. Murad zamanında da kuzeydeki iki minare ile minber, kürsü ve mahfil ilâve edilmiş, Bergama’da bulunan İlkçağ’dan kalma yekpâre mermerden oyulmuş iki büyük küp getirtilerek caminin içine şadırvan yapılmıştır.

Genel anlamda Türk devrinde Ayasofya’nın süslenmesine devamlı surette gayret edildiğinden 1607’de çini olarak mihrap duvarına besmele-i şerif yazılmıştır. 1847-1849 yılları arasında Sultan Abdülmecid’in emriyle geniş ölçüde bir tamire girişilmiştir. 1894 depreminde Ayasofya da zarar görmüş, duvarlarında bazı çatlaklar belirmiş, büyük mozaik satıhları sıva ile birlikte dökülmüştür. Cumhuriyet dönemine gelindiğinde 1926 yılında tahrip olunan yerleri sağlamlaştırmak amacıyla tadilat görmüştür.

ÜLGEN