// AYTAR DERGİ

İNTERNET: GÜVENLİK RİSKLERİ

İnternet Güvenlik Riskleri
İnternet Güvenlik Riskleri

·         Siber Zorbalık

·         Şifre ve Kullanıcı Adı Kolaylığı

·         Yazılımsal Tehditler

·         Telif Hakkı İhlali

·         Sorun Olabilecek Paylaşımlar

·         Tuzak E- Postalar

·         İstenmeyen İçerik

·         Sahtecilik ve Dolandırıcılık

Siber Zorbalık

İnternet veya diğer dijital iletişim araçlarının, başkalarına hakaret etmek ya da başkalarını tehdit etmek amacıyla kullanılmasıdır.

Şifre ve Kullanıcı Adı Kolaylığı

Saldırganlar, kullanıcıya ait olan şifre gibi sistemlere giriş parametrelerini ele geçirerek casusluk yapabilir, sisteme nüfuz edebilir, zarar verebilir.

Yazılımsal Tehditler

İnternet ortamından fark edilmeksizin indirilen kötü niyetli kişilerce hazırlanan program yazılımları, bilgisayarımıza zarar verebilecek virüs, truva atı, solucan ve her türlü casus yazılımı barındırabilen güvensiz yazılımlar olabilmektedir.

Telif Hakkı İhlali

Herhangi bir bilgi veya düşünce ürününün kullanılması ve yayılması ile ilgili haklar, yasalarla belirli kişilere verilmektedir. Bu kişilere verilen haklar, telif hakkı kapsamına girmektedir.

Sorun Olabilecek Paylaşımlar

Mahremiyet ilkelerine uyulmaması, ortamın kontrolünün veya yönetiminin nasıl yapıldığının kullanıcılar tarafından tam olarak bilinmemesi veya kavranamaması ve en önemlisi kullanıcıların bilgisizliğinden dolayı kişisel bilgilerini bu ortamda paylaşarak kendilerinin açık hedef haline getirmeleridir.

Tuzak E-postalar

Kişisel bilgi hırsızlığı yöntemlerinden biri “sazan avlama” olarak da bilinen kimlik hırsızlığı; banka hesap numaraları, kredi kartı numaraları, adres bilgisi, telefon numarası gibi önemli kişisel bilgilerin, banka gibi resmi bir kurumdan ya da gerçek bir kişiden gönderilen doğru, resmi bir mesajmış gibi gözüken e-postalarla kişilerden elde edilmesidir.

İstenmeyen İçerik

Çocukların internet kullanırken yasal olmayan, şiddet ve cinsellik içeren sitelere erişimi, tehlikeli insanlarla iletişime geçmesi başta gelen riskler arasında yer alır. İhbarların çoğunluğunu müstehcenlik, çocukların cinsel istismarı ve fuhuş gibi suçlar oluşturmaktadır.

Sahtecilik ve Dolandırıcılık

Kişi veya kurum bilgisayarlarına yetkisiz olarak girerek banka, kredi kartı hesap numaraları ve şifresi gibi önemli bilgilerinin ele geçirilmesiyle yapılan “yemleme” olarak da bilinen dolandırıcılık türüdür. Bir diğer dolandırıcılık yöntemi ise gerçekte var olan bir kurumun web adreslerinin taklitleri aracılığıyla yapılanıdır.

Abdulkadir BEDER (Bilişim Teknolojileri Öğretmeni)

// AYTAR DERGİ

ÇİÇEK SULAMADA YAPILAN HATALAR

ÇİÇEK SULAMADA YAPILAN HATALAR

Süs bitkileri yetiştirirken yapılan en yaygın hatalardan biri aşırı veya yetersiz sulamadır. Her bitkinin su ihtiyacı farklıdır ve bu ihtimale göre sulama yapılmalıdır. Aşırı sulama, bitkilerin köklerinin çürümesine ve bitkinin ölümüne neden olabilir.

Az sulama; fotosentezin azalmasına, bitkinin solup pörsümesine, bazı yaprakların dökülmesine, büyüme hızının yavaşlamasına neden olabilir. Aşırı sulama ise bitki köklerinin zarar görmesine, bu sebeple bitkilerin su ve besin alamamasına, çiçeklerin küflenmesine, yaprakların dökülmesine sebep olabilir.

ÇİÇEK SULAMADA YAPILAN HATALAR

İç Mekan Bitkilerini ve Çiçeklerini Sularken Sıkça Yapılan Hatalar. Aşırı sulama: Bitkilerin kökleri fazla suya maruz kalırsa çürüyebilir. Toprağın sürekli ıslak olması, köklerin oksijen almasını engeller. Bitkinin köklerini kontrol etmek ve sadece toprak kuruduğunda sulamak önemlidir.

Şebeke suyu haddinden fazla kireç ihtiva eder. Bu kireç de hemen olmasa bile zaman içerisinde çiçeğinize mutlaka zarar verecektir. Bu yüzden çiçeğinize çeşme suyu yerine içme suyu vermeniz önemlidir. Sulama konusunda ikinci önemli husus da çiçeğinizi suladığınız suyun sıcaklık derecesidir.

Fazla sulama sonucunda kökler tamamen tembelleşir ve istenilen gelişim elde edilemez. Kökleri hava almayan çiçek ve bitki topraktan istediği besini alamaz. Fazla sulama aynı zamanda bitkinin kök ve gövdesinde hastalıklara neden olur.

Aşırı sulama ise bitki köklerinin zarar görmesine, bu sebeple bitkilerin su ve besin alamamasına, çiçeklerin küflenmesine, yaprakların dökülmesine sebep olabilir. Bitki köklerinin zarar görmesi, bitkinin ölümüne neden olabilir.

Çiçeklerin sulama ihtiyacı, çeşidine, boyutuna, bulunduğu ortama ve mevsime göre değişiklik göstermektedir. Çiçekleri genel olarak topraklarının üst kısmı kuruduğu zaman yapılmalı. Toprağın çok fazla kurumasına izin verilmemelidir, eğer toprak çok fazla kurursa kökleri zarar görebilir ve çürümesine neden olabilir.

ÇİÇEK SULAMADA YAPILAN HATALAR

ÇİÇEK SULAMADA YAPILAN HATALAR

Aslına bakılırsa günümüzde birçok farklı çiçek türü vardır ve her biri değişik süreler içerisinde sulanır. Ancak pek çok yerde 2 günde 1 sulayın, haftada 1 sulayın ya da mevsime göre sulayın gibi cümleler öne çıkar. Fakat bunlar çok doğru değildir. Burada önemli olan öldürücü derecede ve aşırı sulamaktan kaçınmaktır.

Bitki fazla Sulanırsa ne olur?

Maden suyu bitkilere iyi gelir mi?

Soda, bir mineral deposu görevindedir. Dolayısı ile çiçeklerinizin de mineral gereksinimlerini gidermek için sodalı suyu tercih edebilirsiniz. Lakin soda bu durumun beraberinde asidik olduğundan dolayı bunu çiçeğinize direkt uygulamamanız gerekmektedir. Gazı yeteri kadar gitmiş bir sodayı suyla seyreltebilirsiniz.

Size olumlu etkisi olan bir yabancıyla rastgele bir karşılaşmanızı anlatın.

ÇİÇEK SULAMADA YAPILAN HATALAR

Ferhat R. KİBAROĞLU

// AYTAR DERGİ

GÖKTÜRKÇE (TÜRK ALFABESİ) NASIL ÖĞRENİLİR?

GÖKTÜRKÇE (TÜRK ALFABESİ) NASIL ÖĞRENİLİR?

Merhaba! Göktürkçe dilini öğrenmek istiyorsanız doğru yerdesiniz. Sizlere gerek internet ortamından gerekse kitaplardan öneriler vererek bu konuda hiçbir eksiğiniz kalmadan öğrenebileceğiniz tavsiyelerime başlıyorum. Aşağıya bırakacağım eser önerileri ve bağlantılar Göktürkçe’yi öğrenirken bolca kullandığım veriler olmakla birlikte hiçbir reklam amacı taşımadan, yalnızca fayda sağladığı anlaşılarak sunulmuştur. Kitaplar arasında bilgiler farklılık içeriyor olabilir. Bunun sebebi tarihi metinlerin farklı yorumlamalarından dolayı kaynaklanmaktadır. Bu konuda endişe etmenize gerek yoktur.

Göktürkçe Nedir?

GÖKTÜRKÇE (TÜRK ALFABESİ) NASIL ÖĞRENİLİR?

Önemli görülen ve hiçbir noktası kaçırılmak istenmeyen konularda sıfırdan, hiçbir şey bilinmiyormuş gibi başlamanın ve ilerlemenin o konuyu öğrenmenin en iyi yolu olduğu kanaatindeyim. Bu sebeple işin sıfır noktası olarak da ad’ın anlamını bilmek gerekir.

İlk olarak Göktürkçe, Orta Asya’da 552 yılında ortaya çıkan Göktürk Kağanlığı’nın dili olan, milli Türk yazı dili çeşididir. Runik alfabe olarak söylemler duyduysanız harflerin İskandinav runik metinlerinin Türk alfabesine benzemesinden dolayı söylendiğini unutmayalım. Direkt olarak Türklerin ortaya çıkardığı bir alfabedir. Sağdan sola yazılmaktadır. Alfabede toplam 38 harf bulunmakta olup 4’ü sesli, geri kalan da ünsüzleri ve çift seslileri karşılamaktadır. Noktalama işareti olarak yalnızca iki nokta üst üste kullanılır. Bu işaret kelimelerin arasında kullanılmaktadır. Bu dil, Türk tarihine ve kültürüne olan ilginizi derinleştirmenin harika bir yoludur.

GÖKTÜRKÇE (TÜRK ALFABESİ) NASIL ÖĞRENİLİR?

Göktürkçe Öğrenmek İçin Neler Yapabilirim?

Göktürkçe öğrenmek için aşağıdaki adımları takip edebilirsiniz:

1. Kaynaklara Ulaşın: Gökbey Uluç dersleri

Göktürkçe öğrenmek için kullanabileceğiniz birçok kaynak bulunmaktadır. İnternet üzerindeki dil öğrenme platformları, kitaplar ve sözlükler gibi kaynaklardan faydalanabilirsiniz. Bu kaynaklar, Göktürkçenin gramer yapısını, kelime dağarcığını ve dilbilgisini öğrenmenize yardımcı olacaktır. Youtube platformunda Gökbey Uluç’un ücretsiz olarak sunduğu oynatma listelerinden kolaylıkla Göktürkçeyi öğrenebilirsiniz.

Aynı zamanda Irk Bitig (𐰃𐰺𐰴 𐰋𐰃𐱅𐰃𐰏), (9. yüzyıldan kalma elyazması) ile yaptığı öğrenme/pekiştirme derslerini de aşağıya bırakıyorum.

2. Göktürkçe Metinler Okuyun

Göktürkçe öğrenirken, Göktürkçe metinler okumak oldukça faydalı olacaktır. Göktürkçe metinler, dilin yapısal özelliklerini ve kelime kullanımını daha iyi anlamanıza yardımcı olacaktır. Göktürkçe metinler arasında Göktürk Yazıtları, destanlar ve hikayeler bulunmaktadır. Ancak bunların dışında Gökbey Uluç’un Küçük Prens’in Göktürkçe çevirisi, Göktürkçe Öğreniyorum adlı çizgi romanı, Dede Korkut Bitiği (Göktürkçe alfabesi kullanılarak Dresten örneğini/nüshası elden geçirilmiştir), de mevcuttur. Gençlerin ve çocukların ilgisini çekmesi amacıyla bu eserler pek faydalı olacaktır.

3. Göktürkçe Sözlük Kullanın

GÖKTÜRKÇE (TÜRK ALFABESİ) NASIL ÖĞRENİLİR?

Göktürkçe öğrenirken bir Göktürkçe sözlük kullanmak oldukça önemlidir. Sözlük, sözcük anlamlarını ve kullanımlarını öğrenmenize yardımcı olacaktır. İnternet üzerinden Göktürkçe Sözlük olarak hizmet veren sitenin bağlantısını aşağıya bırakıyorum.

http://www.tamga.org/2017/05/web-tabanl-gokturkce-Göktürkçe kelimesozluk.html

Göktürkçe Diline İlişkin Kaynaklar

Göktürkçe diline ilişkin kaynaklar aşağıdaki gibi sıralanabilir:

GÖKTÜRKÇE (TÜRK ALFABESİ) NASIL ÖĞRENİLİR?

1. Göktürk Yazıtları

Göktürk Yazıtları (Diğer adıyla Orhun Yazıtları), 𐰆𐰺𐰴𐰣∶𐰖𐰔𐱃𐰞𐰺𐰃() Göktürk İmparatorluğu dönemine ait önemli yazılı belgelerdendir. Genel olarak ilk yazıtların Orhun Yazıtları olduğu söylenilse de günümüzde yapılan araştırmalar ve buluntular dahilinde Çoyr Yazıtlarının ilk yazıtlar olduğu anlaşılmıştır. Ancak Göktürk Yazıtları’nın içindeki bilgiler, bize ışık tutan gerçekleri onun önemini arttırmıştır.

GÖKTÜRKÇE (TÜRK ALFABESİ) NASIL ÖĞRENİLİR?
GÖKTÜRKÇE (TÜRK ALFABESİ) NASIL ÖĞRENİLİR?

Dünyaca Türk milletinin isminin geçtiği ilk Türkçe metin olarak bilinen Göktürk Yazıtları, Orhun Irmağı’nın yakınlarında bulunmuştur. Türk töresinden, medeniyetinden bahseder. Edebi niteliğinin yanında siyasetname özellikli denilebilir de. Bu yazıtları Bilge Kağan, Tonjukuk ve Kül Tigin yazmıştır. Örneğin Bilge Kağan yazıtında hükümdarlığı zamanında halkıyla nasıl mücadeleler verdiği, halkına karşı yaptığı hizmetleri paylaşmaktadır. İleride hükümdar olacak kişilere türlü nasihatler verdiği gibi halkın da hafızasının diri kalmasını sağlamaktadır.

Üze teŋri basmasar, asra yer telinmeser, Türk bodun iliŋin törüŋin kim artatı udaçı erdi? (Öz Türkçe Hali)

Ey Türk! Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe, senin ilini ve töreni kim bozabilir? (Günümüz Türkçesiyle)

Aynı zamanda yazıtlarda duygusal ve felsefik cümlelere de rastlanmaktadır. Kül Tigin yazıtının kuzey yüzünde abisi Bilge Kağan tarafından kurulan cümleler de şöyledir:

Kül Tigin yok erser kop ölteçi ertigiz inim Kül Tigin kergek boldı özüm sakındım körür közüm körmez teg bilir biligim bilmez tek boldu öd Tengri aysar kişi oglı köp ölgeli törümiş ança sakındım. (Öz Türkçe Hali)

Kültigin vefat etti. Özüm düşüncelere daldım. Görür gözüm görmez, bilir aklım bilmez oldu. Derin düşüncelere daldım. Zamanı Tanrı yaşar. kişioğlu hep ölmek için doğmuş, anca sakındım. (Günümüz Türkçesiyle)

Göktürk Yazıtları’ndan Şine-usu, Yenisey gibi başka yazıtlar da mevcuttur. Yazıtların çevirileri ile yapılan tartışmaların akademik şekilde yer aldığı birkaç kitabı aşağıya bırakıyorum. Sizin de aklınıza gelen ve faydalı gördüğünüz eserler varsa yorumlara bırakabilirsiniz.

GÖKTÜRKÇE (TÜRK ALFABESİ) NASIL ÖĞRENİLİR?
  • Erhan Aydın – Eski Türk Yazıtları
  • Hüseyin Namık Orkun – Eski Türk Yazıtları
  • Muharrem Ergin – Orhun abideleri
  • Necip Âsım – Orhun Abideleri
  • Talat Tekin – Orhon Yazıtları

2. Göktürk Destanları, Mitolojiler ve Din

Göktürk Destanları, Göktürkçe’nin edebi yönünü gösteren önemli metinlerdir. Bu destanlar, Göktürk kültürü ve tarihine ilişkin bilgileri içermektedir. Göktürk Destanları, Göktürkçe’yi daha iyi anlamak ve kelime dağarcığınızı geliştirmek için harika bir kaynaktır. Mitolojiler de kültürü daha çok benimsemenin başka bir yoludur. İlgilenilen alana ilişkin hikayeler, masallar ve destanlar o alanı daha kapsamlı bilmenizi sağlar. Bu konuda önerebileceğim bazı kitaplar:

Abdülkadir İnan – Eski Türk Dini Tarihi

Ahmet Haldun Terzioğlu – Bozkurt Destanı

Bahaeddin Ögel – Türk Mitolojisi

Bartu Bölükbaşı – Türk Mitolojisi Atlası

Necati Demir – Bozkurt ve Ergenekon Destanı

3. Göktürkçe İle İlgili Kitaplar

Göktürkçe dilbilgisi kitapları, Göktürkçenin dilbilgisini öğrenmek için kullanabileceğiniz kaynaklardır. Bu kitaplar, Göktürkçenin gramer yapısını, kelime çekimlerini ve dilbilgisel kurallarını açıklamaktadır. Göktürkçe dilbilgisi kitapları, dil öğrenme sürecinizi destekleyecektir. Bu konuda yukarıda bahsettiğim gibi Gökbey Uluç’un Göktürkçe Öğreniyorum adlı kitabı sizler için ilk adım olmasına uygundur. İyi okumalar!

ÜLGEN

// AYTAR DERGİ

HOŞÇA KAL DEMEDEN GİDENLER #şiir

HOŞÇA KAL DEMEDEN GİDENLER #şiir

Bir gün bana bir şey olur da, çekip gidersem uzaklara,
Üzülme derdin, ağlama benim için, yazıktır gözyaşlarına.

Bir gün istemeden gitmek zorunda kalırsam eğer,

Gitme dur deme sakın, kim bilir belki gitmek zamanı demiştin.

Bir gün hoşça kal demeden çekip gideceğini mi ima etmiştin.

Bir gün, hiç beklemediğim bir gün ansızın çekip gittin,

Son bir kez saçımı okşamadan, yanaklarımdan öpmeden,

Gözlerimden akan yaşı silmeden, son kez sımsıkı sarılmadan,

Gittin, çiçeklerimi sana emanet ediyorum demeden gittin.

Hiçbir şey söylemeden gittin, hoşça kal gülüm  demeden gittin.

Giderken gonca gülü soldurdun, iki meleğin kanadını kırdın da gittin.

Giderken yuvanın çatısını yıktın, yüreğimi alevlere  verdinde gittin.

Gittin, giderken, gençliğini arkada bırakıp, yaşama veda edipte gittin.

Hayatın baharında, aşkın en alevli çağında, her şeye küsüp de gittin.

Giderken arkandan ağlayan gencecik bir kadın, iki evlat bırakıp ta gittin.

Gittin, baharda gittin, çiçekler ağladı

arkandan yağmurları sel ettin.

Giderken güneşi ağlattın, günü geceye

bürüdün yıldızları küstürdün.

Gittin, giderken dostları hüsrana uğrattın,

ananı babanı yıktın da gittin.

Gittin, gencecik yaşta, hayatının baharında,

bir gül gibi solup da gittin.

Erim, eşim, giderken sevdiğini eşini,

meleklerini kimlere emanet ettin.

Gittin yar gittin, giderken koca dünyayı

başıma yıktın da gittin.

Altından kalkamayacağım yükü

omuzlarımı yükledin de gittin.

Gittin yar gittin, hayatımın baharında, 

hazanı yaşattın da gittin.

Henüz solmaya hazır değilken, gonca

gülü soldurdun da gittin.

Genç yaşta kadere boyun eğdirdin, ellere

mahkum ettin de gittin.

Bilirsin yar,  gidenler asla gelmez geri.
Hiçbir şey söylemeden giderken de yıkarlar

yuvaları, yakarlar yürekleri.

Sevenlerine, aşkıyla yanan eşine, gonca gülüne,

dar ederler dünyayı, yetim bırakırlar yavruları,

özlem ateşiyle yanarlar, kırıktır bir yanları,

gittin yar, boynu bükük bıraktın, son bir kez

 öpüp koklamadan güllerini.

HOŞÇA KAL DEMEDEN GİDENLER #şiir

Gün gelir de bir gün gençliğini, geçmişini özlerde geri dönmek istersen,

Gün gelir de bir gün, eşini, sevdiğini, meleklerini görmek istersen,

Gün gelir de bir gün, yeniden aşk ateşiyle yanıp, sıcak yuvanı özlersen,

Ve üşürsen, hem de yüreğinden derinden üşürde ısınmak istersen,

Getirip koyuversin seni rüyalarımdaki

aşk dolu yuvama YARADAN.

Fatma SAYILIR

// AYTAR DERGİ

MENİSKÜS YARALANMALARI VE TEDAVİLERİ

Menisküsler, diz ekleminde bulunan C şeklindeki kıkırdak yapılar olarak bilinir. Dizde iki menisküs bulunur: iç menisküs (medial) ve dış menisküs (lateral). Bu yapılar, eklem yüzeyini korurken aynı zamanda stabilite sağlar ve yükleri emer.

Menisküsler, diz ekleminde bulunan C şeklindeki kıkırdak yapılar olarak bilinir. Dizde iki menisküs bulunur: iç menisküs (medial) ve dış menisküs (lateral). Bu yapılar, eklem yüzeyini korurken aynı zamanda stabilite sağlar ve yükleri emer.

Menisküs Yaralanmalarının Nedenleri

– Akut Yaralanmalar:

Dizin ani dönme, bükülme veya çökme hareketleri sırasında menisküs yırtılabilir. Bu genellikle sporcularda, özellikle futbol oyuncularında görülür.

– Dejeneratif Yıpranma:

İlerleyen yaşla birlikte menisküslerde kıkırdak hasarı ve dejenerasyon meydana gelebilir.

- Akut Yaralanmalar: 

Dizin ani dönme, bükülme veya çökme hareketleri sırasında menisküs yırtılabilir. Bu genellikle sporcularda, özellikle futbol oyuncularında görülür.

- Dejeneratif Yıpranma: 

İlerleyen yaşla birlikte menisküslerde kıkırdak hasarı ve dejenerasyon meydana gelebilir.

Menisküs Yaralanması Belirtileri:

– Diz ağrısı

– Şişlik

– Dizde takılma veya kilitlenme hissi

– Dizden ses gelmesi

– Hareket kısıtlılığı

Tedavi Seçenekleri

1. Konservatif Tedavi:

- İstirahat: Dize ağırlık vermekten kaçınmak.

- Buz uygulaması: Şişliği ve ağrıyı azaltmak için.

- Kompresyon: Dize elastik bir bandaj uygulamak.

- Elevasyon: Dizi kalp seviyesinin üzerinde tutmak.

1. Konservatif Tedavi:

– İstirahat: Dize ağırlık vermekten kaçınmak.

– Buz uygulaması: Şişliği ve ağrıyı azaltmak için.

– Kompresyon: Dize elastik bir bandaj uygulamak.

– Elevasyon: Dizi kalp seviyesinin üzerinde tutmak.

2. Fizik Tedavi:

   – Fizyoterapist eşliğinde özel egzersiz programları

   – Kas gücünün artırılması ve hareket açıklığının geliştirilmesi

   – Elektroterapi, ultrason gibi yöntemler

3. Cerrahi Tedavi:

   – Şiddetli yırtıklarda veya konservatif tedavinin yetersiz kaldığı durumlarda düşünülür.

   – Artraskopik menisektomi: Hasarlı menisküs dokusunun çıkarılması

4. Rehabilitasyon:

   – Cerrahi sonrası fizik tedavi ve egzersizlerle dizin eski fonksiyonuna kavuşması sağlanır.

Menisküs yırtığını önlemek için aşağıdaki yöntemleri düşünebilirsiniz:

1. Düzenli Egzersizler:

Uyluk kaslarınızı güçlendirmek için düzenli olarak egzersiz yapın. Bu, diz ekleminin stabilitesini artırabilir ve menisküs yırtığı riskini azaltabilir.

2. Isınma ve Soğuma:

Spor yapmadan önce hafif aktivitelerle ısının ve sonrasında soğuma hareketleri yapın. Bu, kasları hazırlar ve yaralanma riskini azaltır.

3. Ani Hareketlerden Kaçının:

Diz ekleminde ani dönme veya çömelme gibi hareketlerden kaçının. Bu tür hareketler menisküs yırtığı riskini artırabilir.

4. Dikkatli Kaldırma:

Ağır nesneleri kaldırırken dikkatli olun. Dizlere fazla yük binmesini önlemek için doğru teknikleri kullanın.

5. Eklemlere Faydalı Gıdalar:

Sağlıklı beslenme alışkanlıkları edinin. Eklemlerin sağlığını destekleyen gıdalar tüketmek önemlidir.

6. Düzenli Kontroller:

Düzenli olarak doktorunuzla kontrole gidin. Erken teşhis ve tedavi, menisküs yırtığı riskini azaltabilir.

BAYBARS

// AYTAR DERGİ

MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ’NDE SAĞLIK

MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ'NDE SAĞLIK

IX. Ordu Müfettişliği görevini yerine getirmesi için 19 Mayıs 1919 günü Bandırma Vapuru’nda arkadaşlarıyla birlikte yola çıkan Mustafa Kemal ATATÜRK, vardığı gibi Milli Mücadelemiz için çalışmalarını fiilen başlatmıştı. Bu mücadele I. Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı Devleti’nin bölünmesi ve topraklarının İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan ve Ermeni güçleri tarafından işgal edilmesiyle başlamıştı.

1919-1923 yılları arasında verilen bu mücadelenin zaferle sonuçlanması dünyanın farklı bölgelerinde yürütülen bağımsızlık hareketlerine de örnek oldu.

30 Ağustos 1922’de Büyük Taarruz’un ardından 9 Eylül 1922’de Mudanya Mütarekesi ve 24 Temmuz 1923’te de Lozan Barış Antlaşması imzalandı. Böylece Türk Devleti’nin kurulması tüm dünya tarafından bilindi.

1919

MİLLİ MÜCADELEDE ŞEHİT OLAN İLK DOKTORLAR

Tabip Yarbay Şükrü Bey ve Dr. Fehmi Bey

15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’in işgali sırasında Yaşa Venizelos (Zito Venizelos) demeye zorlanıp Kahrol Venizelos (Kato Venizelos) dediği için Süleyman Fethi Bey ile birlikte süngülenerek şehit edilmişlerdi.

1920

SAĞLIK BAKANLIĞI KURULDU (2 Mayıs 1920)

I. Meclis’in açılmasından 2 hafta geçmeden 3 sayılı kanun ile Sağlık Bakanlığı da kurulmuştu. Böylece ilk Sağlık Bakanı da Dr. Adnan Adıvar olmuştu.

I. Meclis'in açılmasından 2 hafta geçmeden 3 sayılı kanun ile Sağlık Bakanlığı da kurulmuştu. Böylece ilk Sağlık Bakanı da Dr. Adnan Adıvar olmuştu.

Kurtuluş Savaşı da olanca hızıyla devam ediyordu. Batı bölgesinde Yunanlılara karşı I. İnönü ve II. İnönü Savaşları’nda büyük bir zafer kazanılmıştı. Fakat İngiliz desteğiyle tekrar saldıran Yunan Ordusu karşısında Türk ordusu Sakarya Irmağı’nın doğusuna çekilmek zorunda kaldı.

Bunun üzerine Sağlık Bakanlığı önce Kırşehir’e ardından Kayseri’ye nakledildi, ancak Sakarya zaferi sonrasında tekrar Ankara’ya geri getirildi.

Milli mücadele için sıhhiye birlikleri, seyyar hastaneler, harp hastaneleri ve hasta nakliye birlikleri oluşturulmuştur.

Kurtuluş Savaşı’nda ordunun sağlık ihtiyacını karşılamak için sıhhiye teşkilatında toplam 957 tabip, 224 eczacı ve 26 dişçi görev yapmıştır.

1921

Ülkemizin kaderini belirleyen Sakarya Savaşı’nda büyük askeri kayıpların yanında sağlık ekibinden de önemli kayıplar oldu. Sakarya’da mevcut 660 tabipten 297’si, 146 eczacıdan 78’i ve 14 dişçiden 2’si şehit oldu.

Bulaşıcı Hastalıklar Birçok Askerin Şehit Olmasına Yol Açtı

Kurtuluş Savaşı’nda sadece yaralı askerlerle değil, ordunun ve yoksul halkın arasında yaygın olarak görülen sıtma, zatürre (pnomoni), dizanteri, humma, kızamık, kabakulak, yılancık, frengi, trahom, çiçek, tetanos, tifo, tifüs ve kuduz gibi hastalıklarla da mücadele edildi. İstiklal Harbi Sıhhiye Rapor’unda yalnızca sıtma hastalığında yakalanan askerlerin oranının %40 olduğu belirtilmektedir.

1921 yılında Sivas’taki laboratuvarda 3 milyon kişiye yetecek kadar çiçek aşısı, 537 kilo kolera aşısı, 477 kilo tifüs aşısı üretilmiştir. Diyarbakır’da da aşı üretim merkezi açılmıştır.

1921 yılında Sivas'taki laboratuvarda 3 milyon kişiye yetecek kadar çiçek aşısı, 537 kilo kolera aşısı, 477 kilo tifüs aşısı üretilmiştir. Diyarbakır'da da aşı üretim merkezi açılmıştır.

Sağlık Bakanlığı yaralı ve hastaların dışında; halk sağlığı ve göçmen sorunları, babaları şehit olan öksüz çocukların korunması ile de mücadele etmiştir.

1922

Büyük Taarruz

26 Ağustos 1922 yılında başlayan Başkomutanlık Meydan Savaşı’nın başarıyla ulaşması için de birtakım işlemler yapılmıştır. Kızılay tarafından 12 arabalı yaralı nakliye müfrezesi oluşturulmuştur. Yunan askerleri kaçarken de gördükleri her yeri yakma ve halka işkenceler yapmayı sürdürdüğü için bu savaştan sonra geri alınan bölgelerde halk ihtiyaçları için ilk yardım merkezleri kurulmuştur. Ayrıca taarruza 18 sıhhiye bölüğü ile her tümenin emrinde bulunan birer seyyar hastane katılmıştır.

Milli Mücadelede askerlik şubeleri kayıtlarına göre, kayıplar ve bilinmeyen şehitler hariç toplam kaybımız 36.919 askerdi. Ruhları şad olsun.

Milli Mücadelede askerlik şubeleri kayıtlarına göre, kayıplar ve bilinmeyen şehitler hariç toplam kaybımız 36.919 askerdi. Ruhları şad olsun.

ÜLGEN

// AYTAR DERGİ

LOUVRE’UN İLGİNÇ YANI: SULTAN SÜLEYMAN

Louvre Müzesi, Tarihi

LOUVRE İLGİNÇ YANI: SULTAN SÜLEYMAN

Fransa ülkesinin Paris ilinde bulunan, estetik, camdan piramit şeklindeki Louvre müzesini hepimiz bir şekilde ya duymuşuzdur ya da görmüşüzdür. Okurlarımızın arasında Bursa merkezini görmüş kişilerden müzenin Zafer Plaza ile benzerliğini düşünmeden edenler yoktur diye düşünüyorum.

LOUVRE İLGİNÇ YANI: SULTAN SÜLEYMAN

Zafer Plaza/ Bursa

350.000’den fazla objeyi 30.000’den fazla esere misafirlik yapan bu müze, müze halini almadan önce arazisinde bir kale bulunuyordu. Fransız kralı I. François kaleyi yıktırıp kendine saray yaptırmıştı. 1789 Fransız Devrimi’nde saray boş kaldı ve 1793’te de müze haline gelmesi kararlaştırıldı.

Müze yapılmıştı ancak içinin bolca doldurulması gerekti. Sömürge anlayışlı Fransa’nın aynı anlayıştan ülküsünü sürdüren Napoleon Bonaparte , isimlere Ninja Kaplumbağalar’dan aşina olduğumuz Michelangelo, Raphael gibi önemli isimlerin tablolarını “çalarak” müzeye getirdi. İtalya’daki binlerce değerli eser yeterli gelmemiş olacak ki bu sefer gözünü Mısır’a dikmişti. Oradan da eserlerini topladıktan sonra Prusya ve İspanya’dan da faydalanmıştı.

Louvre Müzesi için eser toplamak yalnızca Napoleon dönemiyle bitmemişti. İngiltere’de, Hollanda’da, İtalya’da, Amerika’da Anadolu’dan çaldıkları eserlerle müzelerini dolduranlar arasında Fransa da vardı. Bunlar için ayrıca bir yazı yazmak gerektiğinden konunun bu kısmını burada bırakıyorum.

Louvre Müzesi’nde Anadolu’dan Çalarak Sergilenen Eserler

Okuduğum kitaplarda bildiğimiz kadarıyla 30’dan fazla bizden çalınmış eserler şu an Louvre Müzesi’nde. Bildiğimiz kadarıyla diyorum, çünkü Osmanlı devleti zamanında kendini gizleyerek ya da nizamnamelerdeki boşluklardan faydalanarak eserlerin kaçırılmaları bolca yaşanan bir hadiseydi. Bunlardan bazılarını aşağıya bırakıyorum.

LOUVRE İLGİNÇ YANI: SULTAN SÜLEYMAN

Görmüş olduğunuz eser Hatay’dan çalınmıştır. Üç Güzeller Mozaiği olarak geçmekte.

Yunan mitolojisinden Paris, Hermes adına altın elmayı üç kişiden birine götürmeliydi. Athena, Hera veya Aphrodite. Paris, Aphrodite’i seçerek elmayı ona veriyor.

LOUVRE İLGİNÇ YANI: SULTAN SÜLEYMAN

Bu eserin adı ise Mevsimler Mozaiği. Yine Hatay’dan çalınmıştır. Milattan Sonra 325 yılında yapılmış. Üzerinde mevsimler ve av sahneleri betimlenmekte.

Unutmadan şunu söylemeliyim ki, birçok eser de uzun uğraşlarımız sonucu ülkemize iade edilmiştir. Bu eserler gibi onlarcası zamanın sömürge ülkelerinin şimdiki müzelerinde hala sergilenmekte olup bu eserlerin akıbeti hakkında ne kadar bilgimiz olursa o kadar tarihsel zenginliğimizi koruma olanağımız artar.

Louvre Müzesi’nde Tanıdık Bir Yüz

Çalıntı eserlerden bahsederek biraz bilgilendirme garetimden sonra başlığın manasını açıklayarak merakları gidermek istiyorum.

Louvre Müzesi’nin adını en yükseklerde tutan Mona Lisa tablosuyla aynı odada bulunan İtalyan ressam Paolo Veronese’nin 1563 yılında tamamladığı Kano’da Düğün adlı tabloda sol tarafda yuvarlak içine alınan yerde Kanuni Sultan Süleyman ve Sokullu, Ortada yuvarlak içine alınanda ise Hz. İsa tasvir edilmiştir.

LOUVRE İLGİNÇ YANI: SULTAN SÜLEYMAN
LOUVRE İLGİNÇ YANI: SULTAN SÜLEYMAN

Daha yakından hali. Sağ eli masanın üzerinde. Sağına doğru kafasını çevirmekte. Kafasını çevirdiği yerde ise arkasına doğru bakan, Kanuni’den çok daha koyu tenli çizilmiş Sokullu Mehmed Paşa.

Tablo tuval üzerine yağlı boya ile 15 ayda çizilmiş olup 660 × 990 cm boyutlarındadır. Boyutunu daha iyi kavramak adına aşağıdaki resme bakabilirsiniz.

LOUVRE İLGİNÇ YANI: SULTAN SÜLEYMAN

Son olarak, ilginç yanı diyerek yalnızca dikkatleri çekme amacı güttüğümü belirtmek isterim. Nihayetinde İtalya’nın, Avusturya’nın, Fransa’nın bir kasabasında birçok kişinin Türklerin oraya fethetmemesine rağmen Kanuni dönemi ve civarının ihtişamından çeşitli kaynaklar ve söylentilerinden etkilenerek Türkçe öğrendiğini, Türk gibi giyindiğini okumuştum. Bu sebeple bir ressamın da tablosuna böyle bir hükümdarı ve Osmanlı’nın çok önemli bir paşasını eklemesi hiç de garip değil.

ÜLGEN

// AYTAR DERGİ

YAĞMURLU SONBAHAR GÜNÜ

YAĞMURLU SONBAHAR GÜNÜ

Sabahın ilk ışıklarının süzüldüğü loş bir odada, Elif uyanmıştı. Pencereden içeri sızan soğuk hava ve uzaklardan gelen yağmur sesi, sonbaharın geldiğini fısıldıyordu. Yorganının altına daha da sokuldu ve derin bir nefes aldı. Bu yağmurlu günler, Elif’i her zaman hüzünlü bir havaya büründürürdü. Dışarıda her şey ıslak ve griyken, o da iç dünyasında bir melankoliye kapılırdı.

Yataktan kalkıp pencereye yaklaştı. Gökyüzü kül rengi bulutlarla kaplıydı ve yağmur damlaları damlalar halinde yere çarpıyordu. Islak toprak kokusu ve ıslak yaprakların hışırtısı odada hakimdi. Elif, pencerenin önündeki eski koltuğa oturdu ve bir süre yağmuru izledi. Damlaların camda oluşturduğu desenler, sanki ona bir hikaye anlatıyordu.

Birden aklına çocukken annesiyle yağmurlu günlerde yaptığı şeyler geldi. Birlikte ıslak çimlerde koşmak, yağmur damlalarını avuçlarında toplamak ve gökyüzüne fırlatmak… O anlar Elif’in yüzünde bir tebessüm oluşturdu. Annesini özlemişti.

Elif, kalkıp mutfağa gitti ve kendine sıcak bir çay hazırladı. Sıcak çayın kokusu ve buharı onu biraz olsun rahatlatmıştı. Kendine bir kitap aldı ve koltuğa geri döndü. Kitabın sayfalarını çevirirken, yağmurun sesi onu adeta bir rüyaya sürükledi. Dışarıdaki dünya kaybolmuş gibiydi, sadece Elif ve kitap vardı.

YAĞMURLU SONBAHAR GÜNÜ

Saatler sonra, yağmur hafiflemeye başladı. Güneş bulutların arasından utangaçça yüzünü gösterdi. Elif pencereye tekrar yaklaştı. Islak yapraklar güneş ışığında parlıyordu. Her şey çok daha güzel görünüyordu. Yağmur, toprağı beslemiş ve doğaya yeni bir hayat vermişti.

Elif, derin bir nefes aldı ve içini bir huzur kapladı. Belki de yağmurlu günler o kadar da hüzünlü olmayacaktı. Her yağmur damlası, beraberinde yeni bir başlangıç getiriyordu. Belki de tıpkı bu sonbahar günü gibi…

https://www.youtube.com/watch?v=zBDJH37hLy4
Cama Vuran Şiddetli Yağmur Sesi, Youtube aracılığıyla.

BAYBARS

// AYTAR DERGİ

ANAYIM BEN ANA

ANAYIM BEN ANA

Kardeşi kardeşe kıydıran, aynı toprağın evladını, aynı bayrağın yiğidini, aynı vatanın evladını birbirine düşman eden evladın anası anayım ben ana!

Ben de anayım, hem de doğduğum günden bu yana anayım. Ben de anayım, hem de ilk adım atışımdan, gülüşüm, ilk hecem, Allah’ımın beni annemin karnında bir kadın olarak yarattığı o küçük cenin oluşmasından beri anayım.

Yüce Yaradan bana bu fani dünyada hediyelerin en güzeli olan annelik mertebesine ulaştırdı. Öbür dünyada cennet kapılarının yolunu gösteren iki tane evlat verdi.

Anayım bende anayım, ama sadece Allah’ımın bana verdiği o güzel iki tane değerli dünyalara bedel cennet kokulu yavrularımın değil, ben sadece yüzü gülen, karnı doyan, üstü başı tertemiz çocukların annesi değilim.

Ben sadece eli kitap tutan, ekmeğini alın teriyle kazanan. Helal ekmek yiyip çorbasını yetim öksüz ve garibanla paylaşan çocukların anası değilim.

Ben sadece telli duvaklı gelin olan, evin direği, geleceğimin teminatı, soy ağacımın cennet elmalarını bana sunan yiğidimin anası değilim.

Ben sadece gözünden akan bir damla gözyaşına ömrümü verdiğim, saçının her teline canımı adadığım, ömrümü ömrüne adadığım iki yetimimin anası değilim.

Ben sadece pembe elbiseler giyip, kırmızı ayakkabılarla dans eden peri masalı çocukların annesi değilim. Ben sadece elinde ekmeği, altında lüks arabası ile baba parasıyla ayakta duran gününü gün eden çocukların anası değilim.

Ben yeni tomurcuk açmış, her biri birbirinden kıymetli, her biri canımızdan can verdiğimiz ömrümüzü onlara adadığımız bir bakışı, bir gülüşü, bir anne deyişine kurbanlar olduğumuz, vatanı için milleti için, benim yavrularımın geleceği için, Allah’ımın bizi yarattığı kutsal toprağımız için, atalarımızın kanı ile boyadığımız al bayrağımız için canlarını veren benim evlatlarım benim canlarım benim geleceğimin teminatı için canından olan tüm şehit çocukların anasıyım ben.

ANAYIM BEN ANA

Benim çocuklarım için, benim vatanım için, benim toprağım benim al yazmalı bayrağım için gonca gül iken dalından koparılan, dünyaya getirdiği anasının yüreğine kor ateşler koyan baba ocağına ateşler düşüren şehit çocukların anasıyım ben.

Gençliğine doymadan gözleri açık giden, damatlık mertebesine erişmeden, al bayrağa sarılı tabutlarda uzanan, gözü yaşlı yetimlerini Yaradan’a emanet ederek arkada bırakan, al duvaklı yârine doymadan, canım cananım, gönül bağım, çocuklarımın anası benim nazlı yârim diye toprağa sarılan tüm şehitlerin anasıyım ben.

Anayım ben ana. Analık mertebesine ulaşmış dünyanın en şanslı kadını anayım ben ana. Ağlayan tüm şehit anaları gibi gözü yaşlı, bağrı yanık yavrularına doymadan toprağa veren, anayım ben ana. Damat diye al bayrağa sardığım, tabutunun arkasında milyonlarca düğün alayı ile uğurladığım, davul zurna ile düğün alayını karşılayamadığım, damat diye ceylan gözlü yarinin koynuna koyamadığım, yüreği yanık, gözü yaşlı yiğidini toprağa vermiş anayım ben ana.

Koklamaya kıyamadığım evladımı acımadan al kanlara boyayıp, toprağa yar eden, anaların anası anayım ben ana.

Gözü dönmüş vatan hainlerini dokuz ay karnında taşıyıp helal sütüyle doyuran, eli ekmek tutmadan silahın namusundur, öldürmek helalindir deyip onun yüreğini kin ile dolduran anaların anası anayım ben ana.

ANAYIM BEN ANA

Kardeşi kardeşe kıydıran, aynı toprağın evladını, aynı bayrağın yiğidini, aynı vatanın evladını birbirine düşman eden evladın anası anayım ben ana.

Her şehit haberinde, duymamak için kulaklarımı sağır ettiğim, görmemek için gönül gözümü kör ettiğim, acıların en büyüğüyle gözümden akan kanları yollarına sel ettiğim, canımdan can verdiğim yiğidime sevgiyle sarılıp bana bin kez daha bin kez daha bağışladığı için Yaradan’ıma şükrettiğim anayım ben ana.

Her nefes alışımda, her secdeye varışımda, el açıp, Yaradan’ıma sığınışımda, evladına doymayan yüreği yanık, gözlerinden kan akan, vatanı, milleti, toprağı, bayrağı için benim evlatlarım için sizin evlatlarınız için canından can evladını şehit veren anneler için dualar eden, Rabb’ine sığınan anayım ben ana.

Evladıma her sarılışımda, gözlerinin içine her bakışımda, önüne koyduğum her lokmada, saçının telini her okşayışımda, onun her nefes alışında, dualar ediyorum her şehit yavruma, şükranlar sunuyorum onu doğuran her anaya, bin kez bin kez daha sığınıyorum evladımı bana bağışladığı için Yaradan’ıma.

Yaradan’ım. Yine yaktı yüreğimizi zalimler, aldı bizden yiğitlerimizi koydu yuvamıza kor ateşleri, yıktı yuvamızın direğini, aldı elimizden geleceğimizi.

Aç cennet kapılarını, aratma onlara ana yüreğini, eriştir en güzel mertebene, yalan dünyada yaşayamadıkları muratları ver onlara, sabır ver analarının yüreğine, cennet eyle gönül bahçelerine. Sen verdin, sen aldın ölümlerin en güzeliyle ödüllendirip eriştirdin şehit mertebesine.

Af eyle günahlarını, kabul et cennetine.

Yavrularımızın emaneti sana Yaradan’ım..!

21.10.2011

Fatma SAYILIR

// AYTAR DERGİ

SANAT ESERLERİNDEN ESİNLENİLMİŞ FİLM SAHNELERİ: KAÇINI BİLİYORDUN?

Sanat, tanımı çok geniş ve göreceli olmakla birlikte TDK’de bir duygu, tasarı, güzellik vb.nin anlatımında kullanılan yöntemlerin tamamı veya bu anlatım sonucunda ortaya çıkan üstün yaratıcılık olarak ilk anlamı verilmiştir. Film de sanatın içerisindeki onlarca içerikten birisi olarak karşımıza çıkar. Seyir zevki yüksek olup kişiden kişiye göre sevilen birçok türü bulunmaktadır.

Fimleri film yapan şey yönetmenin seçimlerinden ve çekildiği dönemin anlayışından ibarettir diye kısaltabiliriz. Bu seçimler kimi zaman onun kariyerini bitirebildiği gibi kimi zaman da bütün dünya tarafından kaliteyle adının yan yana geçmesine olanak sağlar. Bu olanağın oluşması için popülarite, tarih, insani duygular gibi çoğaltabileceğimiz insanın hayatıyla iç içe olduğu bir kavramları işlerler. Kimileri de yazımıza konu olan kavramı işler ki, filmlerdeki bu detayları anlayabilmek için biraz bilgi birikimine ve o konuya karşı eğilime ihtiyaç duyarsınız. O konu da sanat eserleridir.

Sizlere çeşitli uluslara mensup yönetmenlerin filmlerinde akılda kalıcı ya da geçici sahnelerde esinlendikleri ve filme uyarlamış oldukları sanat eserlerini aşağıya sunuyorum. Bu filmlerden hangilerini izlediğinizi yorum olarak yazarak diğer yorumlarla kendinizi karşılaştırabilir, bu filmlerin dışında sanat eserlerinden esinlenen film sahnelerini biliyorsanız bizi bilgilendirebilirsiniz.

SANAT ESERLERİNDEN ESİNLENİLMİŞ FİLM SAHNELERİ: KAÇINI BİLİYORDUN?
  • Akira Kurosava, Düşler, 1990

  • Van Gogh, Buğday Tarlası ve Kargalar, 1890
  • Mincente Minelli, Yaşam Arzusu, 1956

  • Van Gogh, The Night Cafe, 1888
SANAT ESERLERİNDEN ESİNLENİLMİŞ FİLM SAHNELERİ: KAÇINI BİLİYORDUN?
SANAT ESERLERİNDEN ESİNLENİLMİŞ FİLM SAHNELERİ: KAÇINI BİLİYORDUN?
  • Star Wars 3, George Lucas, 2005

  • Düşmüş Melek, Alexandre Cabanel, 1847




  • Koparılmış Gözle Otoportre, Victor Brauner, 1931

  • Terminatör: Yok Edici, James Cameron, 1984
SANAT ESERLERİNDEN ESİNLENİLMİŞ FİLM SAHNELERİ: KAÇINI BİLİYORDUN?
SANAT ESERLERİNDEN ESİNLENİLMİŞ FİLM SAHNELERİ: KAÇINI BİLİYORDUN?
  • Gece Kuşları, Edward Hopper, 1942

  • Cennet Parası, Herbert Ross, 1981
  • Pan’in Labirenti, Guillermo del Toro, 2006

  • Çocuklarını Yiyen Satürn, Francisco Goya, 1823
SANAT ESERLERİNDEN ESİNLENİLMİŞ FİLM SAHNELERİ: KAÇINI BİLİYORDUN?
SANAT ESERLERİNDEN ESİNLENİLMİŞ FİLM SAHNELERİ: KAÇINI BİLİYORDUN?
  • Savaşın Apotheosis’i, Vasily Vereshchagin, 1871
  • Yüzüklerin Efendisi, Peter Jackson, 2003
  • Diriliş, Alejandro González Iñárritu, 2016
  • Metropolis, Fritz Lang, 1927

  • Babil Kulesi, Pieter Bruegel, 1563
SANAT ESERLERİNDEN ESİNLENİLMİŞ FİLM SAHNELERİ: KAÇINI BİLİYORDUN?
SANAT ESERLERİNDEN ESİNLENİLMİŞ FİLM SAHNELERİ: KAÇINI BİLİYORDUN?
  • Truman Show, Peter Weir, 1998

  • Ay Işığı Altında Mimarlık, Rene Magritte, 1956
  • Filler, Salvador Dali, 1948

  • Mad Max, George Miller, 2015
SANAT ESERLERİNDEN ESİNLENİLMİŞ FİLM SAHNELERİ: KAÇINI BİLİYORDUN?
SANAT ESERLERİNDEN ESİNLENİLMİŞ FİLM SAHNELERİ: KAÇINI BİLİYORDUN?

Labirent, Jim Henson, 1986

Görecelik,  M. C. Escher, 1953

  • Otomatik Portakal, Stanley Kubrick, 1996

  • Van Gogh, Tutuklular Çemberi, 1890
SANAT ESERLERİNDEN ESİNLENİLMİŞ FİLM SAHNELERİ: KAÇINI BİLİYORDUN?
SANAT ESERLERİNDEN ESİNLENİLMİŞ FİLM SAHNELERİ: KAÇINI BİLİYORDUN?
  • Başlangıç, Christopher Nolan, 2010

  • Artan ve Azalan, M. C. Escher ,1960

ÂRÂ